Ana Sayfa Blog

Klasik Eğitimin Sonu: Finlandiya Eğitim Tarihinin En Büyük Devrimini Gerçekleştiriyor!

0

İskandinavya Yarımadası’ndaki özgürlük, demokrasi, insan hakları ve insanî gelişmişlik düzeyi bize nasıl bir ülkede -ve dünyada- yaşamak istediğimize dair ilham veren ve hayallerimizi kışkırtan muazzam bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Söz konusu olan eğitim sistemi olunca tüm İskandinav ülkeleri başa güreşiyor ancak, Finlandiya bu ülkelerin arasında dahi öne çıkıyor. 

Yapılan birçok araştırmaya göre, Finlandiya dünyadaki en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip. Buna karşın Finler durmak bilmiyor. Eğitim sistemlerinde tarihî bir reform aşamasındalar. Bu reforma bildiğimiz eğitim sisteminin sonu da diyebiliriz!…

Yukarıda da değindiğim gibi, Finlandiya eğitim sistemi bakımından dünyanın en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor.

 

Yukarıda da değindiğim gibi, Finlandiya eğitim sistemi bakımından dünyanın en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor.

Fakat bu kusursuz işleyen sistem, Finler açısından yeterli değil.

Bu sebeple, tüm eğitim tarihi açısından gerçek bir devrim niteliği taşıyan yeni bir eğitim felsefesi ortaya koymuş durumdalar.

 

Bu sebeple, tüm eğitim tarihi açısından gerçek bir devrim niteliği taşıyan yeni bir eğitim felsefesi ortaya koymuş durumdalar.

 

Fin yetkililer klasik müfredatları okullardan tamamen kaldırmayı düşünüyorlar. Artık fizik, matematik, edebiyat, tarih, coğrafya ya da buna benzer herhangi bir ders olmayacak!

Fin yetkililer klasik müfredatları okullardan tamamen kaldırmayı düşünüyorlar. Artık fizik, matematik, edebiyat, tarih, coğrafya ya da buna benzer herhangi bir ders olmayacak!

Fin yetkili Marjo Kyllönen, yapacakları değişikliği şöyle açıklıyor:

“1900’lü yılların başında tasarlanan ve o zamanlar faydalı olan eski moda bir anlayış ile okullarda eğitim veriyoruz. Oysa günümüzde ihtiyaçlar aynı değil. Dolayısıyla 21. yüzyıl için uygun bir eğitim modeli lazım.”

Peki bu ne anlama geliyor? Nasıl bir eğitim modeli düşünülüyor?

Peki bu ne anlama geliyor? Nasıl bir eğitim modeli düşünülüyor?

Klasik dersler yerine olay ve olgular disiplinlerarası bir biçimde ele alınacak. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı tarih, coğrafya ve matematik açısından incelenecek.

Bunun yanı sıra “Kafede Çalışmak” gibi bir ders alacak öğrenciler, uygulamalı olarak iletişim becerileri, İngilizce ve ekonomi eğitimi görecekler.

Bunun yanı sıra “Kafede Çalışmak” gibi bir ders alacak öğrenciler, uygulamalı olarak iletişim becerileri, İngilizce ve ekonomi eğitimi görecekler.

Öğrenciler ayrıca kendi çalışmak istedikleri konu başlıklarını kendileri belirleyecekler.

Örneğin buna göre bir öğrenci kimya veya fizik derslerindeki bütün üniteleri görmek ve sınavda bunlardan geçmek zorunda olmayacak. Sadece kendi belirlediği konulardan sorumlu olacak. 

Böylece öğrenciler “Bu ders ne işime yarayacak?” sorusunu sormayacaklar.

Üstelik değişim bununla da sınırlı değil! Öğretmen-öğrenci iletişiminin geleneksel biçimi de tamamen değişecek.

Üstelik değişim bununla da sınırlı değil! Öğretmen-öğrenci iletişiminin geleneksel biçimi de tamamen değişecek.

Öğrenciler artık sadece okul sıralarında oturup gelen bir soruyu cevaplamayacaklar. Bunun yerine tamamen sorunları tartışmak üzere küçük gruplar halinde birlikte çalışacaklar.

Fin eğitim sistemindeki bu değişiklikler kolektif çalışmayı teşvik edecek.

Fin eğitim sistemindeki bu değişiklikler kolektif çalışmayı teşvik edecek.

Bu durum hiç şüphesiz öğretmenleri de bir hayli etkileyecek. Öğretmenlerin farklı konular üzerine işbirliği yapmasını gerektirecek.

Helsinki’deki öğretmenlerin neredeyse % 70’i yeni sisteme uygun olan gerekli bilgileri sunmak ve hazırlık çalışmalarını üstlenmek adına işe başlamış durumdalar.

Helsinki’deki öğretmenlerin neredeyse % 70’i yeni sisteme uygun olan gerekli bilgileri sunmak ve hazırlık çalışmalarını üstlenmek adına işe başlamış durumdalar.

Tabii tüm bu değişim ve gelişim öğretmenlerin ücretlerine de zam olarak yansıyacak. 👌

Sistem ilk etapta 16 yaş düzeyindeki daha yetişkin öğrenciler ile başlayacak. 

Sistem ilk etapta 16 yaş düzeyindeki daha yetişkin öğrenciler ile başlayacak.

Yapılacak değişikliklerin tedrici olarak 2020 yılına kadar tamamlanması bekleniyor.

Finlandiya’ya imrenmemek, kendilerini kutlamamak elde değil! 👏👏👏

Kendi eğitim sistemimizde tartıştığımız konu ve sorunları görünce insan ister istemez üzülüyor doğrusu. Umarım bizim eğitim sistemimiz de çağın gereklerine cevap verebilen, bilimsel ve pedagojik kriterlere uygun bir noktaya gelebilir… 🙏

Hayret Verici Düşüş Hikâyeleriyle Havacılık Tarihinin En Korkunç Uçak Kazaları!

0

Uçakla ulaşımın en güvenilir yol olduğunu biliyoruz ancak bazen öyle ufak hatalar uçakların düşüşüne neden oluyor ki insan hayret ediyor. İşte havacılık tarihinin hayret verici o kazaları… 😦

Kaynak: https://www.natgeotv.com/tr/ucak-kazasi-…

7. Boeing 747

23 Haziran 1985’te sabahın erken saatlerinde, Hindistan Hava Yolları Uçağı Boeing 747, Hindistan’ın Başkenti Yeni Delhi’ye gitmek üzere Kanada’dan yola çıkıyor. Rotasını önce Londra’ya çeviren uçağın kısa süre sonra sinyali Hava Trafik Kontrolü’nün ekranından kayboluyor. Ardından bölgedeki birçok gemi arama çalışmalarına başlıyor. Ne yazık ki arama gemileri, uçağın kaybolmasından iki saat sonra Atlas Okyanusu açıklarında uçağın enkazına ulaşıyor. Mürettabat dahil 329 kişinin bulunduğu uçaktan kurtulan olmuyor.

İlk belirlemelere göre; yolcuların uçak suya çakılmadan çok önce uçağın dışına fırladığı tespit ediliyor.

Uçağın kara kutusundaki ses kayıtları incelendiğinde, kokpitte herhangi bir sorunla ilgili konuşmaya rastlanmıyor ancak her iki ses kaydı da saat 08.04 de kesiliyor. Hiçbir bulgu elde edilememesi, mürettebatın müdahalesine olanak vermeyecek büyüklükte bir şey olduğu anlamına geliyor. Yolcu listesini incelediklerinde, bir yolcunun check in yaptırıp uçağa binmediğini fark ediyorlar. Bu kişi bagaj tesliminde, Toronto’ya bileti olmasına rağmen bavulunun Yeni Delhi’ye aktarılmasını istiyor. Bavul dedektörle aranmasına rağmen görevliler dedektörün çıkardığı sesten şüphelenmiyor. Bomba dolu bavul, uçağın bagaj odasına konuyor. Uçak Atlas Okyanusu’nun üzerinde süzülürken bir anda uçağın gövdesi patlamanın etkisiyle paramparça oluyor. Uçağın içinde oluşan hava basıncı ise yolcuları yerlerinden sökerek dışarıya fırlatıyor. Uçak ise ölümcül derecede hasar alıyor…

6. Boeing 757

2 Ekim 1996 Lima Peru Aeroperu 603 sefer sayılı uçak, Santiago Şili’ye gitmek üzere havalanıyor. Uçak; Boeing 757 tipi, gelişmiş bir jet. 61 yolcu ve 9 mürettebat taşıyan uçakta, kalkıştan birkaç dakika sonra bir şeyler ters gitmeye başlıyor. Uçağın yerden ne kadar yüksekte olduğunu gösteren altimetre takılıyor. Uçak havada olmasına rağmen yüksekliği ‘0’ gösteriyor. Hemen ardından hız göstergesi devre dışı kalıyor. Gece deniz üzerinde hiçbir yön göstergesi olmadan kör uçuş yapan pilotlar iniş yapmaya karar veriyorlar ve kule görevlilerine uçağın yüksekliğini soruyorlar. Kule görevlileri uçağın yüksekliğinin 7.000 fit olduğunu söylüyor ancak bir anda uçağın kanadı yere değiyor ve uçak denize çakılıyor. 603 numaralı uçuştan geriye ne yazık ki hayatta kalan olmuyor.

Uçaktaki bilgisayar sisteminin neden bozulduğunu araştırmaya başlayan ekip, çok ilginç bir veriye ulaşıyor.

757’de de bulunan static ve port adı verilen tüpler, hızı ve yüksekliği ölçerek, aldıkları bilgileri uçağın bilgisayar sistemine aktaran küçük dış alıcılardır. Uçağın bu alıcılarının bir bant tabakasıyla kaplandığı anlaşılıyor. Lima Hava Alanındaki bakım ekibine yöneliyorlar. Bakım işçileri jeti temizlerken, işçilerden biri statikler zarar görmesin diye onları bantlıyor ancak temizlikten sonra bantları çıkarmayı unutuyor. Bu bantlar yüzünden kuledeki görevliler uçağın yüksekliğini ve hızını yanlış görüyorlar. Böylelikle ufacık bir hata trajik sonuçlara neden oluyor…

5. Boeing 737

1 Şubat 1991’de US air 1493 nolu uçak Los Angles Hava Alanına doğru yol alıyor. Kule uçağa hızlıca alçalmasını, güney yönünde  çok fazla hava trafiği olacağını söylüyor. Hemen ardından Kaptan Pilot alçalmaya başlıyor. Kaptan iniş izni için kuleden izin istiyor ancak cevap alamıyor. Ardından bir dakika içinde tekrar kuleyle bağlantı kurmaya çalışıyor. İniş ve kalkıştan sorumlu kule görevlisi diğer uçaklara odaklanmış durumda olduğu için çağrıyı duymuyor. Sonunda beklenen iniş izni veriliyor ancak 1493 yere iniş yaptığı sırada infilak ederek alevler içinde Los Angles hava alanına çarpıyor. Acil durum araçları derhal devreye giriyor ancak uçağın kabini zehirli dumanla doluyor ve yolcuların bir kısmı uçakta mahsur kalıyor.

Hayatta kalanları arama çalışması sürerken itfaiye ekipleri hayret verici bir şeyle karşılaşıyorlar.

Enkazın arasında bir pervane bulunuyor. Ve enkazda iki uçak olduğunu fark ediyorlar. Skywest 5569 nolu uçağında aynı pistte olduğu tespit ediliyor. Skywest 5569’daki 12 kişi hayatını kaybediyor. Büyük uçakta ise 20 kişi ölüyor, 2 kişi ölümcül hasar alıyor. Yardımcı pilot kurtuluyor ancak asıl pilot hayatını kaybediyor. Kuledeki görevli yoğunluk sebebiyle Skywest 5569’a iniş izni verdikten sonra bunu unutuyor ve US air 1493’e de iniş izni veriyor. Görevlinin kısa süreli dalgınlığı bir sürü insanın ölümüne sebep oluyor.

4. McDonnell Douglas DC-9

4 Nisan 1977’de Southern Airways 242 sefer sayılı uçak, 81 yolcuyla beraber Atlanta’ya gitmek üzere 3.45’te havalanıyor. 81 yolcunun çoğunluğunu yakın üslerden gelen ordu mensupları oluşturuyor. Bir jet uçağı olan DC-9, yoğun yağış altında yoluna devam ederken bir anda kasırga başlıyor. Uçağın her iki tarafı da yoğun dolu yağışıyla sarsılıyor. Beyzbol topu büyüklüğündeki bu dolu parçaları, uçağın ön camlarını çatlatıp tahrip ediyor. Uçağın elektrik gücü azalmaya başlıyor ve yoğun sisten ekranda ufuk çizgisi görünmüyor. Beyzbol topu büyüklüğündeki bu dolu taneleri uçağın motoruna da zarar vermeye başlıyor ve sol motor tamamen duruyor.

Az sonra sağ motorda duruyor ve uçak havada süzülmeye başlıyor.

Motorları havada duran 242, hızla gökyüzünden düşmeye başlıyor. Uçak iki dakika kadar elektriksiz kaldıktan sonra yedek güç birimi devreye giriyor. Uçak deneyimli pilotu sayesinde fırtınadan çıkarak parlak bir gökyüzüne ulaşmayı başarıyor ancak çok fazla irtifa kaybeden uçağın en yakın havaalanına inip inemeyeceği bilinmiyor. Pilotlar sonunda uçağı otobana indirmeye karar veriyor. Pilotlar uçağı yola indirmeyi başarmış olsalar da uçağın tekerlekleri yere değdikten kısa bir süre sonra uçak New Hope Kenti’ne çarpıyor. Yanan enkazdan kaçıp kurtulabilen insanlar olsa da bu trajik kazada 72 kişi hayatını kaybediyor.

3. Boeing 737

3 Mart 1991 saat 9.40’da United Airlines 585 sefer sayılı uçak Colorado Springs’e inmek için alçalıyor. Uçuş sırasında birçok kez türbülansa giren uçak alçalma sırasında daha fazla sarsılmaya başlıyor. Uçak havaalanından da görülmeye başlıyor ancak bir anda 737 kontrolden çıkıyor. Bir anda havada dönmeye başlayan uçak, havaalanına 3 km kala tepe üstü çakılıyor. 37 tonluk 737’den geriye neredeyse hiçbir şey kalmıyor. Ne yazık ki kurtulan olmuyor. Uçaktaki 20 yolcu ve mürettebatın tamamı hayatını kaybediyor.

Araştırmacılar bu trajik kazanın ardından, kazanın pilotaj hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırmaya başlıyorlar.

Ulusal Hava Kurumu uçakla ilgili zahmetli bir incelemeye başlıyor. Uçağın uçuş kontrolleri ile ilgili feci bir durum yaşadığını düşünüyorlar. Müfettişler uçağın arkasındaki dümenin uçağın ani dönüşüne bir etkisi olabileceğini düşünüyor. Müfettişler araştırmaları sonucunda, uçağın dümenini kontrol eden valf adı verilen sistemin şıkıştığını ve bu sıkışıklığın uçağın düşmesine neden olduğunu keşfediyorlar. Ufacık bir sıkışıklık, onlarca kişinin hayatına mal oluyor.

2. Boeing 737

14 Ağustos 2005 günü Helios’a ait Boeing-737 tipi yolcu uçağı, Prag için havalanıyor. Atina’da dağlık bir bölgeye düşen uçakta 115 yolcu ile 6 mürettebat ne yazık ki ölüyor. Uçağın düşüş nedeni araştırıldığında ortaya oldukça vahim sonuçlar çıkıyor. Yer hizmetleri mühendisleri uçak yerdeyken uçağın basıncını kontrol etmek için ALTN anahtarını manuel‘e getirip uçakta herhangi bir basınç kaybı var mı diye kontrol ediyor. Ardından anahtarı eski haline getirmeyi unutuyorlar. Pilotlar saatler sonra kokpite geldiklerinde anahtarın manuelde olduğunu fark etmiyorlar. Uçak havalandıktan kısa bir süre sonra atmosfer incelmeye başlıyor ve oksijen maskeleri düşüyor. Bu tip durumlarda uçağın hemen alçalmaya geçmesi gerekirken uçak tırmanmaya devam ediyor.

Ardından pilotlar bilinç kaybı yaşayıp hipoksiye giriyorlar.

Uçağın içinde bulunan deneyimli kabin personeli Prodromu pilotlarla telefon ile bağlantıya geçmeye çalışıyor ancak başarılı olamıyor. Boeing 737 tipi uçaklarda kalan son oksijen, düşen oksijen maskelerinde olduğu için diğer yolcuların maskelerini alarak ilerlemeye çalışıyor. Yunanistan, kendisine doğru gelen uçağa karşı, bunun bir terör saldırısı olabileceğini düşünerek Yunan jetlerini yolluyor. Yunan jetleri uçağın çağrılara yanıt vermediğini anlayınca yakın temasa geçip uçak ile bağlantı kurmaya çalışıyor ama yanıt alamıyor. Prodromu hipoksi ile mücadele ederken bir yandan da uçağı kurtarmaya çalışıyor. Uçağı kullanmayı başarsa bile artık çok geç oluyor çünkü uçak havada fazla kalıyor ve yakıtı tükeniyor. Ne yazık ki uçaktan kurtulan olmuyor.

1. Boeing 747

Gelelim gelmiş geçmiş en ölümcül uçak kazasına… 27 Mart 1977’de, Kanarya Adaları’nın en büyüğü olan Tenerife Adası insanlık tarihinin en ölümcül havacılık kazasına ev sahipliği yapıyor. KLM’ye ait Boeing 747-206B tipi bir yolcu uçağı Pan American World Boeing 747-121 tipi uçağa çarpıyor. Dünya tarihinin en büyük uçak kazasında tam 583 kişi hayatını kaybediyor. Bu kazayı bu kadar trajik yapan ise yalnızca ölen insanların sayısı olmuyor. KLM uçağının Kaptan Pilotu Van Zanten’in yapmış olduğu büyük hata onlarca insanın hayatına mal oluyor.

Kaptan Pilot Van Zanten kalkış izni aldığından emin olmadan pistte hızlanmak gibi ölümcül bir hata yapıyor.

Sisli bir pazar günü Tenerife Adası’nın en büyük şehri Santa Cruz de Tenerife’deki Los Rodeos Havalimanı oldukça yoğun bir gün geçiriyor. Zaten yoğun olan havaalanında bulutların etkisiyle göz gözü görmüyor. KLM’nin pilotu Van Zanten, yakıt almaya karar veriyor. Pan Am uçağı ise KLM’nin arkasında beklemeye devam ediyor. KLM’nin kuleden aldığı talimatla havalimanının sahip olduğu tek pistte önlü arkalı taksi yapmaya başlıyorlar. Kuleden gelen talimatlara göre önde olan KLM pist başına gelip 180 derecelik bir dönüş yapacak ve kalkış konumuna geçecekti. Bu sırada arkasındaki Pan Am uçağı da C3 taksi yolunu kullanarak pisti terk edecekti. Ancak bu pist dönmek için oldukça dardı ve Pan Am C4’e yöneldi. İki uçağın pilotu da kuleyle irtibatta sorun yaşıyordu. KLM’nin kaptanı Van Zanten iyice sabırsızlanarak motorlara güç vermeye başladı. KLM’in 747’si pistte hızlanırken Pan Am uçağı halen aynı pistte C4 taksi yoluna doğru ilerliyordu. Sis nedeniyle çok kısa bir mesafe kala birbirini fark eden iki uçak için çarpışmak artık kaçınılmazdı. KLM uçağı yaklaşık 260 km/s hızla Pan Am uçağına çarptı ve havacılık tarihinin en büyük uçak kazası meydana gelmiş oldu…

Umarız böyle kazalar bir daha hiç yaşanmaz…

Dünya Düzenine Karşı Çıkarak Tarihin Akışını Değiştiren 17 Kadın

0

Tarih boyunca toplumlar büyük oranda ataerkil olarak yönetilmiştir. Bu düzenin elbette bazı sonuçları olmuş, bu sonuçlar da ne yazık ki doğrudan kadınları etkilemiştir. Ancak, alışılagelmişin dışına çıkarak, tüm bu sonuçlara “Dur!” diyen kadınlarımız, tarihin tozlu sayfalarından bugüne kadar yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. İyi ki varsınız!

1. Boudicca

Boudicca

Boudicca’nın eşi M.S. 1. yüzyılda Britanya klanlarından birinin başındaydı. Ölümünün ardından Romalılar bölgeyi ele geçirmek istemiştir. Ancak Boudicca kızlarını da yanına alarak direniş başlatmıştır. Başlarda başarılı olan direniş, Roma’nın Britanya valisinin desteğiyle bastırılmıştır. Boudicca ise bu direniş sonucu esir düşmemek için kendini zehirlemiştir.

2. Mary Wollstonecraft

Mary Wollstonecraft

1759-1797 yılları arasında yaşamış İngiliz yazar hem erkeklerin hem de kadınların akıl ve muhakeme sahibi varlıklar olduğunu belirtmiş ve toplumun mantık üzerine kurulmasını tahayyül etmiştir. Feminizm kavramından bahseden ilk yazardır ve kadın haklarının yasalaşmasını ortaya atmıştır.

3. Harriet Beecher Stowe

Harriet Beecher Stowe

1852 yılında, Amerika’da “Uncle Tom’s Cabin” adlı kitabıyla köleliğe karşı olduğu görüşünü yazmış ve aynı zamanda Kentucky’de bir plantasyondan kaçan ve aranan siyahiyi saklamıştır. Kölelik karşıtı görüşü kısa sürede topluma yayılmış ve yazar ABD ve Birleşik Krallık’ta ün kazanmıştır.

4. Florence Nightingale

Florence Nightingale

Kırım Savaşı sırasında yaralı askerlere gece gündüz yardım etmiş ve bu sebepten ötürü kendisine “Lambalı Kadın” denmiştir. Modern hemşireliğin kurucusu ve öncüsü olmuş, Hindistan’daki açlık yardımını savunmuş ve kadınların iş gücüne katılımını kabul ettirmek için çalışmalarda bulunmuştur.

5. Susan Brownell Anthony

Susan Brownell Anthony

Köleliğin kaldırılması için mücadele etmiş, 1861 yılında Amerika Kölelikle Mücadele Derneği’nde görev almıştır. Kadınlara erkeklerle eşit ücret verilmesi talebinde bulunmuş, 1872’de bir grup kadını oy kullanmak için sandık başına götürmüş ve kadınlara oy hakkı tanıyan anayasa maddesinin oluşturulmasında önemli katkılar sağlamıştır.

6. Eleanor Roosevelt

Eleanor Roosevelt

İnsan hakları savunucusu olan Eleanor Roosevelt, 1933 yılında hayatına ve etkinliklerine kısıtlama getirmesi nedeniyle istemediği ABD First Lady’liğinin sahibi oldu. 1946 yılında BM İnsan Hakları Komisyonu’nun ilk başkanı olmuş, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin yazımında etkin rol oynamıştır.

7. Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir

Yazmış olduğu “Kadın: Efsane ve Gerçek” adlı denemesinde, erkeklerin kadınları gizemli “diğer”ler olarak gördüğünü belirtir. Varoluşçu feminizm akımına öncülük ederken, “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” diyerek var oluşun özden önce geldiği prensibine ulaşır.

8. Rosa Louise Parks

Rosa Louise Parks

1955 yılında Alabama’da siyahilere karşı uygulanan ayrımcılığa karşı çıkmış, otobüslerde siyahiler için ayrılan bölüme değil, beyazların olduğu bölüme oturmuştur. Bunun sonucunda 1 yıl hapis cezası almış, ancak ayrımcı bir devrin kapanmasına öncü olmuştur.

9. Indira Gandhi

Indira Gandhi

Hindistan tarihindeki tek kadın başbakan olan Indira Gandhi, dünya siyaset tarihinin en önemli isimlerinden biri olmuştur. Tüm azınlıkların birliğini sağlamaya çalışmıştır.

10. Eva Peron

Eva Peron

Oyuncu olarak başladığı kariyeri, eşinin başbakan olduğu dönemde kadın hakları için çalışmıştır. Aktif olarak siyasetin içinde yer almasa da, işçi sendikalarının örgütlenmesinde önemli rol oynamış ve 1947 yılında kadınların oy verme hakkına sahip olmalarını sağlamıştır.

11. Anne Frank

Anne Frank

Adolf Hitler’in Hollanda’ya girmesiyle, yahudi olan Frank ailesi zor günler yaşamıştır. Annesi ve ablasının SS merkezine götürülüp yahudi olarak işaretlenmesi sonucu Annebir ofis binasında 2 yıl saklanmıştır. Bu sürede yaşadıklarını bir günlüğe yazmış ve yahudi soykırımına ışık tutmuştur.

12. Germaine Greer

Germaine Greer

Kadınların ezilmesi ve aile kavramları üzerinde duran yazar, radikal feminizmin öncüsü olmuştur. Ona göre moda endüstrisi ve ilaç sanayii çoğunlukla kadınların köleleşmesine neden olan birer unsurdur.

13. Benazir Bhutto

Benazir Bhutto

İlk kadın müslüman başbakan olan Benazir Bhutto, müslüman kadınların siyasi hayatta yer bulması adına oldukça değerli bir adım atmıştır. Kadınların ve yoksulların haklarını koruyarak dünyaya iyi bir örnek olmasının yanında, Pakistan’ın yönetiminin diktatörlükten demokrasiye geçişini sağlamıştır.

14. Bertha von Suttner

Bertha von Suttner

Savaş yıllarının ardından, 1891 yılında Bertha von Suttner Avusturya Barış Sevenler Derneği’ni kurmuş; savaş durumlarının son bulması için birçok çalışma yaparak ilk kadın barış akvitist olmuştur. Yazmış olduğu “Silahları Bırakın” adlı romanıyla da NobelBarış Ödülü alan ilk kadın olmuştur.

15. Irena Sendler

Irena Sendler

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazilerin Polonya’da Yahudi soykırımına göz yummamış, hayatı pahasına Varşova’daki gettodan 2.500 çocuğu gizlice çıkararak hayatlarını kurtarmıştır. Savaş yıllarından sonra da sosyal yardım kuruluşlarında görev almaya devam etmiştir.

16. Emily Murphy

Emily Murphy

İngiliz İmparatorluğu’nun ilk kadın yargıcı olan Murphy, kadınlara yapılan kötü muamelenin değişmesi yoğun çaba harcamıştır. Dört kadınla birlikte Kanada Yasası’nı hazırlamıştır ve temelinde yer alan “Kadın, insan olarak dikkate alınmamalıdır.” düşüncesinin kökten değişimini sağlamıştır.

17. Emmeline Pankhurst

Emmeline Pankhurst

Köleliğe karşı olmuş, kadınların seçme ve seçilme hakkı için her fırsatı kullanmıştır. Kadın özgürlüğünün ancak erkeklerle eşit siyasal haklar elde edilerek gerçekleşebileceği düşüncesiyle Kadınlar Oy Birliği’ni kurmuştur.

Büyük Üstat Yaşar Kemal’in Bir Tarihi Yansıtan, Asla Unutulmayacak 15 Mükemmel Sözü

0

6 Ekim 1923 tarihinde hayata merhaba diyen, Türk Edebiyatı’nın usta kalemi, bu topraklarda yaşadığımız gerçeklikleri ve hissettiğimiz duyguları en güçlü ifadelerle yazıya döken o mükemmel insanın bugün 94’üncü yaş günü… O, bu toprakların insanlarına kalpleri ısıtan binlerce sözü ve “işte beni anlatıyor” dedirten inanılmaz yazıları armağan etti…

Yaşar Kemal‘i anmak ve onu her zaman kalplerimizde yaşatacağımızı göstermek için, doğum gününde, en vurucu sözlerinden 15 tanesini bir araya getirdik. Sizler de usta edebiyatçının sizleri anlatan ve tarifsiz bir duygu seline sürükleyen sözlerini yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.

1. “Şu dünyada her bir yaratığın tutunacak bir dalı var, insanın yok…”

"Şu dünyada her bir yaratığın tutunacak bir dalı var, insanın yok..."

“Şu dünyada yalnız kalan, kimsesiz çaresiz olan yalnız be yalnız insandır. Herkesin, her şeyin yaşaması, ölümsüzlüğü var, insanın yok. Ağaç, kuş, otlar, böcekler, yılanlar çiyanlar, hiç birisi, hiç birisi yok olmuyor. Ama insan yok oluyor. Çünkü insan kendinde başlayıp, kendinde bitiyor…”

2. “Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar…”

"Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar..."

“bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.”

3. “İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.”

"İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar."

Çocuklar İnsandır…

4. “İnce Memed’den…

"İnce Memed'den...

“Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır…”

5. 1971’de Abdi İpekçi’ye verdiği röportajdan…

1971'de Abdi İpekçi'ye verdiği röportajdan...

“Evrende iki sonsuz doğurgan yaratıcı güç vardır. Biri insan, öbürü doğa. İnsan, yaratıcılığını yitirdiği gün, doğa yaratıcılığını bitirdiği gün her şey bitecektir. “

6. “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır.”

“Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır.”

7. Sait Faik hakkında…

Sait Faik hakkında...

“Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık.. Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanım efendileri seyrederken rastlarsınız .”

8. “Ağrı Dağı Efsanesi”

"Ağrı Dağı Efsanesi"

“Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölüme, kalıma, her şeye akıl sır erdirecekler. Karanlığa ışığa, her şeye, her şeye akıl erdirecekler, tek insanoğluna güçleri yetmeyecek. Onun sırrına ulaşamayacaklar.”

9. “Yalnızlık” isimli şiirinden…

"Yalnızlık" isimli şiirinden...

“çın çın ötüyor yüreğimin kökünde 
şu dünyanın ıssızlığı
tanrı kimsenin başına vermesin
böyle bir yalnızlığı.”

10. “Yılanların Öfkesi, Yılanların Öcü, Yılanların Hışmı ve Özgürlük Üstüne”

"Yılanların Öfkesi, Yılanların Öcü, Yılanların Hışmı ve Özgürlük Üstüne"

“Bizi düşünmeye alıştırmamışlar. Üstelik de düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar. Allah beterin beterinden saklasın derler, bir de düşünenleri, gelin şuna düşünenleri demeyelim, düşünmeye çabalayanları hep öldürmüşler. “

11. “İnce Memed 1”

"İnce Memed 1"

“Ne olursa olsun kadın konuşmuştu. Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmayıp da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.”

12. Yalan üzerine…

Yalan üzerine...

“Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi.”

13. “İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır…”

"İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır..."

14. “Kim bilir, bir insanın iyilik mi kötülük mü, dostluk mu düşmanlık mı düşündüğünü şöyle yüzüne bakınca, kim bilir?…”

"Kim bilir, bir insanın iyilik mi kötülük mü, dostluk mu düşmanlık mı düşündüğünü şöyle yüzüne bakınca, kim bilir?..."

“Kim bilir? Tanışmadan, konuşup görüşmeden bir insan korkuludur, başka bir şeydir. Yani herhangi bir şeydir. Konuşup görüşüncedir ki işte o zaman insan insan olur. Tanışmadan görüşmeden bir insan bir ıssız ada gibidir. Tehlikelerle doludur…”

15. “Bir dil bulacağız her şeye varan. Bir şeyleri anlatabilen…”

"Bir dil bulacağız her şeye varan. Bir şeyleri anlatabilen..."

“Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada…”

BONUS: Aşık Veysel ve Yaşar Kemal aynı karede…

BONUS: Aşık Veysel ve Yaşar Kemal aynı karede...

“O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”

Türk Lirası Tarihinin En Düşük Düzeyini Gördü: Peki Neden?

0

Türk Lirası, geçtiğimiz hafta içerisinde dolar, euro ve sterlin karşısında tarihin en düşük değerine ulaştı. Çarşamba günü 4.1934 ile Türk lirası karşısında tüm zamanların en yüksek düzeyini gören dolar, lira karşısında yılbaşından bu yana yüzde 9’un üzerinde değer kazandı. Peki neden son zamanlarda Türk lirası dövizkarşısında değer kaybediyor? 

Türk lirası en fazla değer kaybeden para birimleri arasında.

Türk lirası en fazla değer kaybeden para birimleri arasında.

BBC Türkçe’nin haberine göre, geçtiğimiz hafta  içerisinde jeopolitik risklerin artması nedeniyle sadece Türk lirası değil, gelişmekte olan ülkelerin neredeyse hepsinin paraları değer kaybetti. 

Ancak uzmanlar, Türkiye’ye özgü bazı riskler nedeniyle liranın en fazla değer kaybeden para birimleri arasında olduğunu söylüyor.

Dış etkenler

Dış etkenler

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı ihtimali nedeniyle dünya piyasaları aşağı yönlü baskı altında bulunuyordu. Ancak Suriye’de yaşanan son gelişmeler nedeniyle bu aşağı yönlü baskı daha da artı. ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı açıklamalar ve Türkiye’nin Suriye’deki gelişmelerden en çok etkilenecek ülkelerden birisi olması Türk lirasının dalgalanmasını artıran etkenler arasında.

Türkiye’de ekonominin aşırı ısınma korkusu.

Türkiye'de ekonominin aşırı ısınma korkusu.

Türk lirasının diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine göre daha fazla değer kaybetmesine neden olan iç gerekçelerin başında ekonominin aşırı ısınma endişesi geliyor.

Aşırı ısınma, hem enflasyonun hem de büyümenin yüksek olduğu ekonomik durumlar için kullanılan bir ifade. Son açıklanan verilere göre, Mart ayında yıllık bazda enflasyon yüzde 10,23 ile çift haneli sayılara ulaştı. Türk ekonomisi, aynı zamanda 2017 yılında yüzde 7,4 ile 2013’ten bu yana en yüksek büyüme oranını kaydetti.

Faiz artırım beklentisi

Faiz artırım beklentisi

Piyasa oyuncuları ve ekonomi uzmanları, mevcut koşullar altında faiz artırılması gerektiğini savunuyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu’nun (PPK) 25 Nisan’daki toplantısı merakla bekleniyor. Merkez Bankası şu ana kadar gösterge faizleri değiştirmeden farklı araçlardaki oranları artırarak “örtülü artırımlara” gitmeyi tercih etti.

Capital Economics’ten gelişmekte olan piyasalar kıdemli ekonomisti William Jackson, “Geçmişteki benzer durumlarda PPK’nın para politikasında sıkılaştırmaya gitmemesi halinde liradaki düşüşün daha da hızlandığı ve bu kararın hemen ardından politika yapıcıların olağanüstü toplanıp faiz artırımına gitmek zorunda kaldığı görüldü” dedi.

Merkez Bankası’na siyasi baskı izlenimi

Merkez Bankası'na siyasi baskı izlenimi

Uzmanların ve piyasa oyuncularının en önemli kaygıların başında hükümetin, Merkez Bankası üzerinde siyasi etki kurduğu endişesi geliyor. Londra’da bulunan Rabobank’ın stratejisti Piotr Matys, Merkez Bankası’nın liradaki değer kaybını durdurabilecek ya da en azından yavaşlatabilecek durumda olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: 

”Bununla birlikte piyasa oyuncuları, mevcut koşullar altında Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın faiz artırma konusunda çok da geniş bir hareket alanı olmadığını iyi biliyor.”

Dış finansman ihtiyacı

Dış finansman ihtiyacı

Türk ekonomisinin kırılganlığını artıran bir diğer etken de dış finansman ihtiyacının giderek artış göstermesi. Son açıklanan ödemeler dengesi verilerine göre, cari işlemler açığı Şubat ayında 4,152 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. Rekor düzeydeki cari işlemler açığının finansmanında özellikle sıcak para girişi önemli rol oynuyor.

Ancak mevcut koşullar altında yabancı yatırımcının Türkiye’den çıkması finansmanla ilgili kaygıların da artmasına neden oluyor.

Kanınızı Donduracak Ayrıntılarla İnsanlık Tarihinin En Acımasız 17 İşkence Yöntemi

0

Cezalandırma, infaz etme ya da bilgi alma yöntemi olarak kullanılan işkence, insanlık tarihinde yüzlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Şeytanın bile aklına gelmez diyeceğiniz en acımasız 17 işkence yöntemini sizler için derledik.

1. İki uçlu çatal

İki uçlu çatal

İki tarafı da çatal biçiminde ve keskin olan, mahkumun boynuna bağlanabilmesi içinse ortasında bir kayış bulunduran bu işkence aleti, başını daima arkada tutmadığı takdirde mahkumun çenesinin ya da köprücük kemiğinin delinmesine sebep olmaktadır.

2. Demir maske

Demir maske

Geçmişte seks işçisi kadınları ve cadıları cezalandırmak için kullanılan bu alet, ağız kısmında keskin bir çivi bulunduruyordu ve suçlunun konuşmasını engellemek için kullanılıyordu.

3. Parmak vidası

Parmak vidası

Mengene benzeri bir alet olan parmak vidası, tarihte suçluların el ve ayak parmaklarına zarar vermek, hatta kimi zaman koparmak için kullanılıyordu.

4. Timsah makası

Timsah makası

Büyük bir penseyi andıran timsah biçimli bu alet, önce ısıtılıyor, sonra ise mahkumun vücudundan parçalar koparmak için kullanılıyordu.

5. Göğüs delici 

Göğüs delici

Kadınlar için özel olarak tasarlanmış ender işkence aletlerinden biri olan göğüs delici, görselden anlaşılacağı üzere uçları oldukça sivri, maşa biçimli bir alettir. Kadınların meme bezlerine zarar vermesi için tasarlanmıştır ve suçluları kan kaybı ya da enfeksiyon sebebiyle öldürmektedir.

6. Izdırap armudu

Izdırap armudu

Armut biçimli bu alet önce suçluların ağzına sokuluyor, daha sonra ise uç kısmında bulunan bir vida sıkılarak alet genişletiliyordu. Sonuç olarak ise beklendiği gibi mahkumların ağzı parçalanıyor, geri dönüşü olmayan bir zarara yol açılıyordu.

7. Diz delici 

Diz delici

Mengene gibi çalışan bir başka alet olan diz delici, iç kısmında bulunan dikenlerle suçluların bacaklarında yaralar açmak için kullanılıyor, hatta kimi zaman bacaklarının tamamen kopmasına yol açıyordu.

8. Metal tabut

Metal tabut

Bir kafes biçiminde tasarlanan ve suçluyu neredeyse tamamen hareketsiz bırakan bu alet, diğerleri gibi öldürmese de, uzun süreli kullanıldığı zaman zihinsel ve fiziksel sıkıntılara sebep oluyordu.

9. Giyotin

Giyotin

Listemizin belki de en insancıl ve en meşhur infaz yöntemi olan giyotin, hepimizin bildiği gibi yukarıdan bırakılan bir bıçağın suçlunun kafasını milisaniyeler içinde bedeninden ayırması prensibiyle çalışıyordu.

10. İspanyol eşeği

İspanyol eşeği

Bu alet, İspanyol Engizisyonu döneminde asilerden bilgi almak amacıyla kullanılıyordu. Suçlu, bir üçgenin sivri ucuna oturtuluyor ve acıyı arttırması için ayaklarına ağırlıklar bağlanıyordu.

11. Judas’ın beşiği

Judas'ın beşiği

Judas’ın beşiği, İtalyanların geliştirdiği bir işkence aracıdır. Suçlular sivri kısmı anüs ya da vajinaya denk gelecek şekilde piramit biçimli bir metal yapının üzerine oturtulur. Delik yara olup genişledikçe suçlu enfeksiyon kapar ve yaşamını acı içinde yitirir.

12. Poena Cullei

Poena Cullei

Romalıların geliştirdiği bir işkence tekniği olan Poena Cullei, anne ya da babasını öldürmüş kişilerin cezalandırılması için kullanılmıştır. Bu işkence yönteminde suçlu köpek, kedi, yılan ve maymun gibi hayvanlarla birlikte deri bir çuvalın içine hapsedilir ve ardından denize atılır.

13. Ling Chi

Ling Chi

Ling Chi, Çinlilerin geliştirdiği bir işkence tekniğidir ve burada kurban, kan kaybından ölene kadar vücudundan küçük parçalar kesilir. Bir yandan da oyun olarak görülen bu pratikte idamı gerçekleştiren kişi, elindeki bıçakla mahkumun vücudundan parçalar keserken işkence süresini olabildiğince uzatmaya, kısacası ölüme sebep olmadan mümkün olduğu kadar acı vermeye çalışır.

14. Demir sandalye

Demir sandalye

Üzerinde yüzlerce diken bulunduran demir sandalye, iç organlara zarar vermediği ve açtığı yaraların içinde kaldığı için mahkumu üzerinden kalktığında öldürmektedir.

15. Demir bakire

Demir bakire

Dünyanın en meşhur metal gruplarından birine adını veren demir bakire, Orta Çağ’da kullanılmış içi dikenli bir tabuttur. Suçlu ya hareketsiz kalarak tabutun içinde yaşayacak, ya da hareket edip ölecektir.

16. Kazığa oturtma

Kazığa oturtma

Tarihte III. Vlad’la özdeşleşmiş bir pratik olan ve yüzyıllar boyunca dünyanın pek çok yerinde uygulanan kazık cezası, hepimizin bildiği ve üzerine fazla açıklama gerektirmeyen bir acımasızlıktır.

17. Su işkencesi

Su işkencesi

Çinlilere ait bir başka pratik olan su işkencesi, vücuttan çok zihni hedef alan bir işkence yöntemidir. Burada suçlu sımsıkı bağlanmakta ve başına yavaşça su damlatılmaktadır. Uzun süre devam etmesi durumunda suçlunun delirdiği söylense de, böyle bir işkencenin gerçekleştirildiğine dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

Geçmişten Günümüze Büyük Tartışmalara Neden Olan Fahişeliğin Şaşırtan Tarihi

0

Günümüzde dünyanın bazı bölgelerinde tabu ve yasadışı olarak, kimilerinde ise denetim altında ve yasal kabul ediliyor fahişelik… Peki fahişelik nasıl ortaya çıktı ve tarih boyunca nasıl bir dönüşüm yaşadı? Hangi faktörler fahişeliği kutsal bir meslek olmaktan ahlaksız bir pratiğe evriltti? Fahişeliğin tarihini, elimden geldiğince keyifli anlatmaya çalışacağım.

İnsanlığın, kültürün olduğu her dönemde ve her medeniyette fuhuş izlerine rastlanıyor.

İnsanlığın, kültürün olduğu her dönemde ve her medeniyette fuhuş izlerine rastlanıyor.

Fuhuşun, bilinen ilk izlerine Mezopotamya’da rastlanıyor. Şaşırdık mı? Eh, insanlık tarihine dair iyi ve kötü kabul edilen ne varsa neredeyse tamamına yakını Mezopotamya’dan çıktığı için pek şaşırmadık herhâlde.

İşin ilginç kısmı, Mezopotamya’nın bilinen ilk büyük uygarlığı Sümerler’de fuhuş, dini bir pratik olarak ortaya çıkıyor. Sümer toplumunda fuhuşun, Göğün Fahişesi şeklinde de adlandırılan Aşk ve Savaş Tanrıçası Inanna(o zamanlar tabii “savaşma seviş” yok, “savaş ve seviş” varmış)’ya adanan ve Cennet Evleri denilen tapınaklarda başladığı öne sürülüyor.

Inanna, aynı zamanda bereket tanrıçası olduğu için bu tapınakların büyük bölümü Fırat ve Dicle nehirleri arasında bulunuyor.

Inanna, aynı zamanda bereket tanrıçası olduğu için bu tapınakların büyük bölümü Fırat ve Dicle nehirleri arasında bulunuyor.

Bunu da tarihin ilk bilinen tarihçisi Herodot’tan öğreniyoruz. Bu tapınaklarda barınan ve tanrıçaya hizmet eden fahişeler aynı zamanda Inanna rahibeleriydi. Inanna’nın hizmetkarlarının ziyaretçileri ise genellikle çiftçilerdi. Çiftçiler rahibelerle belli bir bedel karşılığında, rahibelerin kutsal bedenlerinin sahip olduğu güçle Inanna’yla doğrudan iletişime geçerek onun bereketinden faydalanmak istiyorlardı. Yani para karşılığı rahibelerle sevişiyorlardı.

(Burada iki küçük parantez açılabilir: Birincisi, bereketin doğrudan kadın bedeni ile ilişkilendirilmesi, kadın bedeni ve kadın bedeni üzerinden cinselliğin bugünün tam tersi şekilde kutsallaştırılması. İkincisi ise bu pratiğin bugünkü üfürükçü hoca kavramına inanılmaz benzerliği.)

Fakat bu pratikler zamanla tapınakların doğum, doğum kontrol ve cinsellikle ilgili önemli eğitim merkezleri olmasını sağladı.

Fakat bu pratikler zamanla tapınakların doğum, doğum kontrol ve cinsellikle ilgili önemli eğitim merkezleri olmasını sağladı.

Rahibeler, cinsellikle ilgili uzman hemşire ve seks terapisti görevi görüyordu. Bunun yanında hasat ve ekim zamanları, tanrıçanın bereketini kutsamak için kralların baş rahibelerle seviştiği ritüeller de düzenleniyordu. Bir anlamda örgütlenmiş cinselliktoplumsal hayatın her yerindeydi ve toplum düzenini sağlamanın faydalı bir aracıydı.

Antik dönemde fahişeliğin izine Gılgamış Destanı gibi edebi eserlerde de rastlamak mümkün. Destanda bahsi geçen Harimtular hem tapınaklarda hem de sokaklarda çalışan alt sınıf fahişelerdi. Ayrıca destanda Gılgamış’ın hasmı Enkidu’yu alt etmesinde de önemli rol oynarlar. Fakat Harimtu’nun Enkidu’yu aşk ve bedeni hakkında eğiterek alt etmesi, tabiri caizse, gerçekten destansıdır. Bazı tarihçiler, vahşi Enkidu’yu evcilleştiren Harimtu’yu medeniyetin bir sembolü şeklinde yorumlar.

Tüm bu batıl ve mitolojik hikayesinden soyutlandığında ise, Antik Ortadoğu kültüründe fahişeliğin ve fuhuşun, toplumsal hayatta çok önemli düzen kurucu/koruyucu bir yeri olduğu söylenebilir.

Tüm bu batıl ve mitolojik hikayesinden soyutlandığında ise, Antik Ortadoğu kültüründe fahişeliğin ve fuhuşun, toplumsal hayatta çok önemli düzen kurucu/koruyucu bir yeri olduğu söylenebilir.

Babil Kralı, insanlık tarihinin ilk yasa koyucusu olarak tanıdığımız Hammurabi, fahişeleri dul kadınlarla aynı toplumsal statüde sınıflandırdı.

Ortadoğu’da durum böyleyken Batı medeniyetinin beşiği Antik Yunan’da da benzer pratiklere rastlanıyordu.

Ortadoğu’da durum böyleyken Batı medeniyetinin beşiği Antik Yunan’da da benzer pratiklere rastlanıyordu.

Herodot, Fırat ve Dicle arasındaki Cennet Evleri’ni ne kadar garipsediğini not almış olsa da aynı dönemde Yunanistan’daki Afrodit tapınaklarında Hieroduli adı verilen kutsal köleler bulunuyordu. Antik Yunan medeniyetinde fahişeliğin ve fuhuşun devlet tarafından örgütlenmesi ise Solon ile başladı. Atina’da fahişelerin artmasıyla şehirde düzenli bir ordu kuracak ekonomik gelir, fuhuş sektörüne -bilindiği kadarıyla- tarihte ilk kez vergi koyan Solon sayesinde sağlandı.

Uzun lafın kısası, yakın coğrafya antik kültüründe toplumsal hayatı ve sınıfsal ilişkileri düzenlemede fuhuşun önemli bir rolü vardı denilebilir. Peki ne zaman ve hangi sebeplerle bu algı ve yaklaşım değişti? Neden fuhuş toplumsal düzeni sağlayan araçlardan biri olmaktan çıkıp marjinalleştirildi?

Kutsanmaktan Lanetlenmeye

Günümüzde dünyanın kimi bölgelerinde tabu ve yasadışı, kimilerinde ise denetime tabi ve yasal.

Bu bölümde ise fahişeliğin bir uçtan diğer uca, kutsallıktan lanetlenmeye doğru giden hikayesine kısa bir bakış atacağız.

Ne oldu? Toplum yapısında ne değişti?

Daha doğru bir şekilde ifade etmek gerekirse: “Güç dengeleri nasıl değişti de fahişelik kutsanmamaya ve hatta lanetlenmeye başladı?”

Aslında bu soruya verilebilecek en kısa cevap “tek tanrılı inançların ortaya çıkması ve yayılmasıyla beraber pagan inançlara ait ne varsa toplumsal hafızadan silinmeye çalışıldığı için fahişelik de lanetlenmeye başlandı.”

Aslında bu soruya verilebilecek en kısa cevap “tek tanrılı inançların ortaya çıkması ve yayılmasıyla beraber pagan inançlara ait ne varsa toplumsal hafızadan silinmeye çalışıldığı için fahişelik de lanetlenmeye başlandı.”

Zachary Fanni, Pure Sophistry‘de fuhuşun kısa tarihini anlattığı yazısında bu soruyu cevaplarken, özellikle Batı’daki dini fanatiklerin güçlenmesi yüzünden fuhuşun lanetlenmeye başladığına değiniyor. Geçimini hayvancılıkla sağlayan Sami göçebeleri (Araplar, İbraniler, Maltalılar, Aramiler, Süryaniler…) tek erkek tanrı figürünün doğmasına aracı olan kültürü ile panteist, yerleşik hayata geçen ve tarım ile geçinip toprağın bereketini kadın bedeni ile ilişkilendiren toplumların kültür çatışmasından galip çıkan bir topluluk oluyor. Bu nedenle Samiler’in baskın kültürünün panteist ve paganistleri asimile etmesi, sindirmesi gerektiğinden dolayı o kültüre ait lanetlenen şeylerden fahişelik de payını alıyor. Aslında bunun etkilerini bugün de yaşamaya devam ediyoruz.

Bugün, tam olarak neden olduğu bile bilinmeden, dogmatik bir bağnazlıkla fahişelerin, siyaseten doğru bir tabirle seks işçilerinin, hem toplumsal hayattan hem de ekonomiden dışlanmasının temelleri bu zamanlara dayanıyor.

 

Bugün, tam olarak neden olduğu bile bilinmeden, dogmatik bir bağnazlıkla fahişelerin, siyaseten doğru bir tabirle seks işçilerinin, hem toplumsal hayattan hem de ekonomiden dışlanmasının temelleri bu zamanlara dayanıyor.

Gündüz Vassaf‘ın Tarihi Yargılıyorum kitabında bahsettiği gibi “tarih kazananlar tarafından geleceğe dönük ve geçmişe doğru” yazıldığı için Samiler’in kültürel üstünlüğü mutlak gerçek, hakikat gibi tarih yazımında yerini alıyor.

Yaratılış Kitabı‘nda (ilk İncil) fuhuşla ilgili ilk bölüm, Yahuda‘nın, oğlu Er‘le evlendirmek için Tamar‘ın başlık parasını ödediği 38. bölüm.

Yaratılış Kitabı‘nda (ilk İncil) fuhuşla ilgili ilk bölüm, Yahuda‘nın, oğlu Er‘le evlendirmek için Tamar‘ın başlık parasını ödediği 38. bölüm.

Hikâyenin kendisi gerçekten bugün TV’lerde, sinemada izlediğimiz aşk entrikalarını solda sıfır bırakacak cinsten. Hikayenin bir noktasında Yahuda, dul kalan Tamar’ı yüzünde peçe olduğu için fahişe sanıyor… Ve üstüne bir türlü hamile kalamayan kadını hamile bırakmayı da beceriyor. Tamar kendisini hamile bırakan adamın Yahuda olduğunu kanıtlayınca yakılmaktan kurtuluyor. Bununla birlikte fahişelik sayesinde sorunun kendisinde değil Yahuda’nın oğullarında olduğunu da ispatlıyor.

Bu hikayeye göre, kadının üretkenliği (özellikle erkek çocuk doğurması) onun toplumsal statüsünü de belirliyor.

Bu hikayeye göre, kadının üretkenliği (özellikle erkek çocuk doğurması) onun toplumsal statüsünü de belirliyor.

Tarihi belgeler de Kenan‘da (bugünkü Filistin sınırlarının da dahil olduğu bölge) gayriresmî ilişkilerle, başlık parası geleneğinin yaygın olduğunu gösteriyor. Fakat bir kavmin onuru o kavmin kadınlarının üretkenliği ve sadakati ile ölçüldüğü için genellikle, sadece yabancı fahişelerin çalışması tolere ediliyordu. Bu yüzden Sami fahişeler genellikle ailelerinden, özellikle erkek fertlerden uzakta ve onların hiç tanımadığı erkeklerle (belki kadınlarla da) çalışıyordu.

Kenan çevresinde panteist ve paganist inanışlara ait tapınakların çoğalmasıyla seks ticareti gittikçe yoğunlaştı.

Kenan çevresinde panteist ve paganist inanışlara ait tapınakların çoğalmasıyla seks ticareti gittikçe yoğunlaştı.

Bu nedenle fuhuş aşağılık, ahlaksız ve yozlaşmış kabul edilmeye başlandı. Samilerin en büyük düşmanlarından biri ise Kral Ahab‘ın, şehvet düşkünü tasvir edilen eşi Kraliçe Jezebel‘di. Hikayeye göre antik tanrılar Baal ve Aşera‘nın kendisini kutsadığına inanan Jezebel, Samiler’e savaş açtı fakat kaybetti. Daha sonra tüm organize dinlerin (semavi dinler olarak da geçer) peygamberleri, genç erkekleri baştan çıkaran fahişeleri, kendi inançlarının yayılmasına engel teşkil ettiği için ”Sukkubus” (bir tür dişi şeytan) benzetmesi ile kınadılar.

Kutsal fahişelere en ağır darbeyi ise Roma İmparatoru Konstantin vurdu.

Kutsal fahişelere en ağır darbeyi ise Roma İmparatoru Konstantin vurdu.

Roma’nın Mezopotamya’yı işgali sırasında tapınakları (Cennet Evleri) yakan ve yıkan Konstantin yerine Hristiyan inancının yayılması için yeni tapınaklar inşa ettirdi.

Geçmişten Günümüze Büyük Tartışmalara Neden Olan Fahişeliğin Şaşırtan Tarihi

Uzun lafın kısası, fahişeliğin lanetlenmesi tek tanrılı inanışların, göçebe ve işgal kültürünün üstünlüğünden (burada kesinlikle ahlaki ya da toplumsal bir üstünlükten bahsetmiyorum, yanlış anlaşılma olmasın), ve bu kültürlerin eski ve kendilerine yabancı kültürlere ait geleneklere karşı düzenledikleri şeytanın işi propagandalarından kaynaklanıyor.

81 Denizcimizi Kaybettiğimiz, Yakın Tarihimizin En Hazin Deniz Kazası: Dumlupınar Faciası

0

4 Nisan 1953 gecesi Çanakkale Boğazı’nda Nara Burnu açıklarında Dumlupınar adlı denizaltımızın başına çok kötü bir felaket gelmişti. Bu hüzünlü olayın yıl dönümünde anmak ve anlamak amacıyla, o gece ve sonrasında gerçekleşen olayları kısaca özetlemeye çalıştık.

Dumlupınar Denizaltısının Hikayesi

Dumlupınar Denizaltısının Hikayesi

USS Blower, ABD Deniz Kuvvetlerinin kullandığı bir denizaltıydı. 1944 yılında inşa edilmişti. II.Dünya Savaşında birçok bölgede görevlerde bulundu, yararlılıklar gösterdi. 1950’de ABD Deniz Kuvvetleri envanterinden çıkartıldı, Türk Deniz Kuvvetlerine devredildi. Denizaltının yeni ismi TCG Dumlupınar oldu.

NATO Tatbikatı

NATO Tatbikatı

1953 yılının Mart ayında NATO, Akdeniz’de büyük çapta bir tatbikat yapacaktı. Doğal olarak Dumlupınar da bu tatbikata katıldı. Birkaç gün süren başarılı tatbikat sonrasında Dumlupınar, Gölcük’teki üssüne geri dönüyordu. 3 Nisan’ı 4 Nisan’a bağlayan gece Çanakkale Boğazı’na girdi. Boğaz sadece coğrafi yapısı sebebiyle zorlu bir yer değil, aynı zamanda deniz akıntılarının da çok şiddetli olduğu bir bölgeydi. I.Dünya Savaşı sırasında cepheleri döven İngiliz zırhlıları, boğazın darlığı sebebiyle Türk topçusunun ateşinden kaçamayarak büyük kayıplar vermişlerdi. Dolayısıyla boğazı geçmek denizciler için her zaman kendine has riskler bulunduruyordu.

Büyük Kaza Cereyan Ediyor

Büyük Kaza Cereyan Ediyor

Gece saat 02.00’yi biraz geçmişti, Dumlupınar su yüzeyinde seyir etmekteydi. Çanakkale Boğazı’nın en dar yeri olan Nara Burnu yakınlarından geçiliyordu. Gecenin karanlığının yanı sıra etrafta muhteşem bir sis vardı, göz gözü görmüyordu. Tam o sırada Dumlupınar’ın baş kısmı bomba gibi patladı. Denizaltının üzerinde nöbet tutan askerler denize döküldü. Dumlupınar, İsveç bandıralı Naboland adlı bir şileple çarpışmıştı. Suya düşen denizcilerden ikisi, Naboland’ın pervanelerine doğru sürüklenerek can verdi. Birisi de akıntıya kapılarak yaşamını kaybetti. 5 denizcimiz kurtulmuştu

Kurtarma Operasyonu Başlıyor

Kurtarma Operasyonu Başlıyor

Dumlupınar boğazın soğuk sularına gömüldüğünde, sadece 22 denizcimiz arka torpido bölümüne sığınmayı başarmıştı. Diğer denizciler ise, yıllar evvel atalarının düşmana aman vermediği, geçilmeyen Çanakkale’nin serin sularında, ebedi makberlerine gömülmüşlerdi. Günün ilk ışıklarıyla birlikte Dumlupınar’ın kurtarma şamandırası bulundu.

Naboland Şilebi Gözaltında

Naboland Şilebi Gözaltında

Denizaltında mahsur kalan askerlerle, kurtarma şamandırasındaki telefon aracılığıyla iletişime geçildi. Askerlere gereksiz yere konuşmamaları, sigara içmemeleri, şarkı veya türkü söylememeleri tembihlendi. Zira bu hareketler sınırlı oksijeni çabucak tüketecekti. Kısa sürede Kurtaran adlı yardım gemisi operasyonlara başlamıştı. Tümamiral Fahri Korütürk de Gölcük’ten olay yerine hareket etmişti. Bu olaylar cereyan ederken, Dumlupınar’a çarpan Naboland şilebinin kaptanı Oscar gözaltına alınmıştı.

Gergin Dakikalar

Gergin Dakikalar

Dumlupınar’dan atılan yardım şamandırası, kurtarma çalışmalarına kaynaklık ediyordu. Şamandıranın teli takip edilerek denizaltıya ulaşılacaktı. Denizaltı, Kurtaran gemisine bağlanacak ve sudan çıkartılacaktı. Tam 11 dalış yapıldı, fakat 90 metre derinliğindeki denizaltıya hiçbir dalgıç ulaşamadı. Şartlar yetersizdi, bu derinliğe başarılı bir dalış yapabilecek teçhizatlar yoktu.

Ah Bir Ataş Ver

Kurtarma çalışmaları sonuç vermeyince denizcilere bu defa sigara içebilecekleri, sohbet edebilecekleri söylendi. Hatta türkü bile söyleyebilirlerdi. Denizin metrelerce altında, karanlıkta ‘vatan sağ olsun’ diyen askerler, son sigaralarını içerek muhabbet ederken ‘ah bir ataş ver’ adlı türküyü hep bir ağızdan söylediler.

Umutlar Tükeniyor

Umutlar Tükeniyor

Boğazın kuvvetli akıntısı sebebiyle çalışmalar bir türlü ilerleyemiyordu. Son dalgıç yaklaşık 80 metre kadar derine inmeyi başarmıştı. Fakat basıncı dengelemek için kullanılan aletler yetersizdi. Dalgıç yüzeye baygın bir şekilde çıkartılmış ve hayatı zorlukla kurtarılmıştı. Kurtarma çalışmalarını boşa çıkaran hazin olay ise, Dumlupınar ile şamandıra arasındaki telin kopmasıydı. Böylece yüzey ile su altındaki denizcilerimiz arasında hiçbir bağlantı kalmamıştı.

Hüzünlü Bir Veda

 

Hüzünlü Bir Veda

Takvimler 7 Nisan 1953’ü gösterdiğinde, artık Dumlupınar ile hiçbir irtibat kalmamıştı. Bilinene göre mevcut oksijen denizcileri 72 saat idare edebilirdi. 7 Nisan tarihiyle birlikte bu süre dolmuştu. Saat 15.00’de Başaran adlı gemide denizciler için bir tören düzenlenerek kurtarma çalışmalarına son verildi.

Şehitlere Saygı

Şehitlere Saygı

Dumlupınar denizaltısında şehit olan 81 denizcimiz, her yıl çarpışmanın olduğu yerde yapılan törenlerle anılmaktadır.

İnsanın İnsana Yaptığını Hiçbir Şey Yapamaz! Dünya Tarihinde En Fazla İnsanın Öldüğü 10 Facia

0

İnsanın insana yaptığını; ne depremler, ne tsunamiler ne de kasırgalar yapabilir. Dünyada en çok ölümün gerçekleştiği facialar, yine insan eliyle gerçekleştirilmiştir. İşte bu elim facialardan, en çok insan hayatının kaybedildikleri…

10. Atlantik Köle Ticareti: 15 Milyon İnsan Öldü!

Atlantik Köle Ticareti: 15 Milyon İnsan Öldü!

Atlantik (ya da Trans-Atlantik) köle ticareti 16. Yüzyıl gibi başlamış, 17. Yüzyıl’da doruk noktasına ulaşmış ve 19. Yüzyıl’da sona ermiştir. Bu ticaretin temelindeki motivasyon Avrupa ve yeni kıta Amerika’da oluşan ucuz iş gücü ihtiyacı. Sanayi devrimiyle birlikte hem tüketim hem de üretim çok arttı. Bu arz-talep dengesini de kara kıtadan ve özellikle Batı Afrika’dan getirilen insanlarla sağlamaya çalıştılar. Köle gemilerine alınan her 10 insandan 4’ü, kötü muamele dolayısıyla öldüğü tahmin edilmektedir.

9. Kubilay Hanlığı Savaşları & Ming Hanedanına Geçiş Evresi: 30 Milyon İnsan Öldü!

Kubilay Hanlığı Savaşları & Ming Hanedanına Geçiş Evresi: 30 Milyon İnsan Öldü!

Kubilay ya da Yuan hanedanı, Çin’de en az hüküm süren ailedir; bir asırdan daha azdır. Ancak etkisi büyüktür: Çin tarihinin en karanlık yılları Kubilay Hanedanı’nın yönetiminde geçmiştir. Kubilay, bir Moğol’dur ve Cengiz Han’ın torunudur. Bu evrede iç karışıklık, kıtlık ve zalim yönetim tedbirleri sebebiyle milyonlarca insan ölmüştür. Sonrasında gelen Ming Hanedanı da düzeni sağlayabilmek için sert önlemler almış ve sonuçta 2 yüzyıl gibi kısa bir sürede 30 milyonu aşkın insan hayatını kaybetmiştir.

8. An Luşan İsyanı: 36 Milyon İnsan Öldü!

An Luşan İsyanı: 36 Milyon İnsan Öldü!

MS 755’le 769 yılları arasında süren isyan, General An Luşan’ın Kuzey Çin’de kendini imparator ilan etmesiyle başlar. Araplar, Göktürkler ve Soğdluların karışmasıyla karışıklık büyür ve çok kısa bir sürede 36 milyon insan hayatını kaybeder…

7. Taiping Ayaklanması: 40 Milyon İnsan Öldü!

Taiping Ayaklanması: 40 Milyon İnsan Öldü!

Tarihler ilerledikçe yıkımlar daha da büyüyordu; bunun sebebiyse savaş aletlerini gelişmesi ve böylece daha kolay insan öldürülebilmesiydi. Taiping Ayaklanması da dünya tarihinin en vahim olaylarından biridir. 

Hong Xiuquan adlı köylü kendini İsa’nın kardeşi olduğunu iddia eder ve birçok taraftarıyla birlikte, o zamanlarda Çin’e hükmeden Qing Hanedanı’na karşı bağımsızlığını 1850’de ilan eder. Fransız, İngiliz ve Amerikalılar’ın maddi ve manevi desteğiyle iyice güçlenen Taiping Devleti, Pekin’e sefer bile düzenlemiş; ancak başarısız olmuştur. 14 yıl süren ayaklanma da 40 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

6. Büyük Çin Kıtlığı: 43 Milyon İnsan Öldü!

Büyük Çin Kıtlığı: 43 Milyon İnsan Öldü!

Yine Çin’deyiz: Bu sefer 20 yüzyıl ve komünizm hüküm sürmekte. Çin; modern dünyanın ABD, Sovyetler, İngiltere gibi büyük emperyallerine kafa tutmak için 1958’le 1961 arasında “büyük atılım” adı verilen bir çaba içine girer. Tarım reformu olarak da bilinen bu atılım, Çin’de büyük bir kıtlığa neden olmuş, 43 Milyon insan hayatını kaybetmiştir. Çinliler’in deyimiyle bu zaman dilimi “acı acı yıllar” olarak bilinir. Evet, Çin çok büyük bir atılım gerçekleştirmiş, dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiştir; ama bu, çok çok pahalıya mal olmuştur.

5. Sovyet Yıkımı: 49 Milyon İnsan Öldü!

Sovyet Yıkımı: 49 Milyon İnsan Öldü!

Kısa zamanda birçok şey değiştirmek istemenin getirdiği bir başka sonucu da Sovyetler yaşamıştır. Sovyetler, önceleri Almanya’yla, daha sonraları ABD’yle güç rekabetine girmiş ve bu rekabette tutunmak için birçok sosyolojik ve ekonomik reforma gitmiştir. Bunun bedelini de her zamanki gibi halk ödemiştir. 

1917-1953 yılları arasında iç savaş, kıtlık, zorla göç gibi sebeplerden dolayı milyonlarca insan hayatını kaybetti. Bu kadar insanın ölmesinde aslan payı tabii ki Stalin’e aittir. Özellikle Ukrayna’da yaşananlar, insanlık tarihinin en karanlık anlarıdır. Kıtlık yüzünden birçok insan, başka ölü insanları yemek zorunda kalmıştır. 

Bu arada, Stalin’in 1948’de Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi ise dünyanın en mana verilemeyen şeyidir.

4. Moğol İstilaları: 60 Milyon İnsan Öldü!

Moğol İstilaları: 60 Milyon İnsan Öldü!

Dünya tarihinin açık ara en büyük istilasını Cengiz Han ve oğulları gerçekleştirmiştir. Dünyanın yüzde 16’sını istila eden Moğollar, tarihin en geniş ikinci imparatorluğunu elde etmiştir. Haliyle bu kadar büyük bir istila ve bu denli büyük bir hırs milyonlarca insanın ölmesine de yol açmıştır. Moğol akınları, Cengiz ve oğulları süresince devam etmiştir; hatta biraz daha devam etseydi dünyada insan kalmayacağını basit matematik hesabıyla anlayabiliriz.

3. Birinci Dünya Savaşı: 65 Milyon İnsan Öldü!

Birinci Dünya Savaşı: 65 Milyon İnsan Öldü!

Yukarıda, zamanda ilerledikçe insan kıyımlarının daha acımasız olduğunu belirtmiştik. İşte bunun en büyük kanıtlarından biri 1. Dünya Savaşı’dır.

O zaman dilimine kadar hiç bu kadar büyük çapta, bu kadar fazla devletin karıştığı bir savaş daha olmamıştır. Savaşın sebebiyle ilgili detaylara girmeyeceğim; zaten bununla ilgili ilkokuldan beri birçok şey öğrendik. Bu savaşla ilgili sadece açgözlülüğün, nefretin ve empati yoksunluğunun yükseldiği global çapta bir akıl tutulması olduğunu söyleyebilirim. 

30’a yakın ülke ve çeşitli etnik, mezhebi, dini topluluğunun karıştığı bu savaş sadece 4 yıl sürmüştür. Ve 4 yıl gibi bir sürede 65 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

2. İkinci Dünya Savaşı: 72 Milyon İnsan Öldü!

İkinci Dünya Savaşı: 72 Milyon İnsan Öldü!

1. Dünya Savaşı’ndan yaklaşık 20 sene sonra yenilen taraf yenen taraftan rövanşını almak istemişti. Çok değil, sadece birkaç insanın kişisel hırsı ve manyaklığı tüm dünyayı sarmış ve insanlık tarihimizin en büyük akıl tutulması gerçekleşmişti. Sivil, bebek, çocuk, kadın, yaşlı, engelli ayrımı yapılmaksızn herkes katledilmeye başlamıştı. Hatta bazen bizzat bilerek onlar öldürülüyordu. Bu savaştaki en büyük kıyımı Hitler gerçekleştirmişti, buna şüphe yok. Ama Japonya’nın Çin’de yaptığı sivil katliamları ya da Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombası da insanlık tarihinin en karanlık ve trajik olaylarıdır. Savaş 6 sene sürdü; ama 72 Milyon insan ölmüştü; hem de akla gelebilecek en insanlık dışı yollarla…

1. Amerika Kıtasındaki Avrupa Kolonileşmesi: 100 Milyon İnsan Öldü!

Amerika Kıtasındaki Avrupa Kolonileşmesi: 100 Milyon İnsan Öldü!

Avrupa Kıtası birbirini daha iyi öldürmek için silah ve savaş teknolojisini geliştirirken; o sırada Avrupa’ya göre daha barışçıl bir yaşam süren Amerika yerlileri o kadar gelişememişti. Yerlilerin silah teknolojisinin geride olmasının bedeliyse çok ağır olmuştu. Avrupalılar kıtaya yerleşirken, yerlileri katlediyordu. 

Ancak bu ölümlerin bir kısmı da Avrupa’dan gelen bulaşıcı hastalıklardı. Avrupalıların bağışıklığı ya da aşısını olduğu hastalıklara Amerika yerlilerinin metabolizması hazır değildi. Bu yüzden milyonlarca Amerika Yerlisi hayatını kaybetmiştir.

Kısaca:

Birbirini öldürmenin tarihselliğini kısaca anlatmaya çalıştık. Peki siz 3. Dünya Savaşı’nın, ki şu andaki dengeler yakında geleceğini söylüyor bize, yıkımını düşünebiliyor musunuz! Ve hala aramızda insan ırkının iyi olabileceğine inanlar var mı?!

Bilim İnsanları Uyarıyor! Gezegenimiz Tarihindeki 6. Büyük Biyolojik Yok Oluşun Eşiğinde

0

Gezegenimiz ‘türlerin toplu halde dünya üzerinden silinmesi’ tehlikesi ile karşı karşıya kalmak üzere. Araştırmalar son yıllarda yaşanan vahşi yaşamın “biyolojik olarak yok edilmesi” ile dünya tarihinin altıncı kitlesel yok oluşunun giderek yaklaştığını ve daha önce korkulandan çok daha şiddetli olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları hem yaygın hem de daha nadir bulunan türleri analiz ederek milyarlarca bölgesel ve yerel hayvan popülasyonunun yok olduğunu tespit etti. Bu türlerin yok olması krizini ise insan nüfusundaki aşırı artış ve aşırı tüketime bağlıyor… 

Bu raporun şok edici sonuçları kuşkusuz, tüm dünyanın aynı anda ve hiç gecikmeden harekete geçmesini gerektiriyor.

Bu raporun şok edici sonuçları kuşkusuz, tüm dünyanın aynı anda ve hiç gecikmeden harekete geçmesini gerektiriyor.

Kenya’da yasadışı fildişi avcılarının elinde hayatını kaybetmiş bir fil.

Afrika fillerinden yasadışı fildişi avı dolayısıyla dünya üzerinde toplamda sadece 415.000 tane kaldı.

“Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları” bilim dergisinde yayımlanan çalışmaya göre “insan uygarlığının temellerini korkunç bir tehlikeye atan “biyolojik imha” söz konusu.

The Guardian’ın haberine göre göre çalışmayı yöneten Nacional Autónoma de México Üniversitesi’nden Prof. Gerardo Ceballos “Durum o kadar kötü bir hal aldı ki, böyle sert bir dil kullanmamak etik olmazdı,” diyor. “Ortaya çıkan biyolojik imha ciddi ekolojik, ekonomik ve sosyal sonuçlara sebep olacak. İnsanlık, evrende bildiğimiz tek hayat belirtisini ortadan kaldırdığı için sonunda çok büyük bir bedel ödeyecektir.”

1968 yılında “Nüfus Bombası” adlı kitabı büyük ses getiren Stanford Üniversitesi’nden Prof. Paul Ehrlich de benzer araştırmalarında üzerine basarak aynı uyarıları yapıyor.

1968 yılında "Nüfus Bombası" adlı kitabı büyük ses getiren Stanford Üniversitesi'nden Prof. Paul Ehrlich de benzer araştırmalarında üzerine basarak aynı uyarıları yapıyor.

“Ekosistemin yaşanılır bir halde kalması için tüketimde ciddi değişikliklere gidilmesi gerekiyor. Fazla zamanımız kalmadı. Şimdilik vahşi yaşamı koruma konusunda sadece yara bantları yapıştırabiliriz ve bunlarla zaman kazanarak ciddi kanun değişikliklerine gitmeliyiz.”

Afrika aslanının 10 yıl içindeki dağılımının düşüşü; açık sarı kısımlar geçmişteki aslan dağılımını, turuncu kısımlar ise şimdiki yaygınlığını gösteriyor 😔

Afrika aslanının 10 yıl içindeki dağılımının düşüşü; açık sarı kısımlar geçmişteki aslan dağılımını, turuncu kısımlar ise şimdiki yaygınlığını gösteriyor 😔

Araştırma 27,500 omurgalı kara hayvanı türünü inceledi ve bunlardan 1/3’ünün nüfusunun geçtiğimiz 30 yıl içinde ciddi düşüş yaşadığını ortaya koydu.

Bu fotoğrafta gördüğünüz hayvanlar, insan türünün doğaya verdiği zarar yüzünden 1970 yılından beri yavaş yavaş yok oluyor.

 

Bu fotoğrafta gördüğünüz hayvanlar, insan türünün doğaya verdiği zarar yüzünden 1970 yılından beri yavaş yavaş yok oluyor.

WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve Londra Zooloji Topluluğunun yayınladığı kapsamlı bir rapora göre Afrika filleri, kaplanlar, dağ gorilleri ve dev pandalar en büyük tehditle karşı karşıya kalan türler.

1970 – 2012 yılları arasında bu türlere ait hayvanların nüfusunda %58’lik bir düşüş yaşandı; her yıl %2 artarak devam eden nesil tükenme hızında bugüne kadar herhangi bir yavaşlama kaydedilmedi.

Yasa dışı avlanma, ormanların yok edilmesi, küresel ısınma, plastik atıkların doğaya bırakılması, kimyasal ve havasal kirlenme dünyanın hayvan nüfusunu ciddi anlamda tehdit ediyor.

Yasa dışı avlanma, ormanların yok edilmesi, küresel ısınma, plastik atıkların doğaya bırakılması, kimyasal ve havasal kirlenme dünyanın hayvan nüfusunu ciddi anlamda tehdit ediyor.

Bir Living Planet raporuna göre ise 2020 yılına kadar, omurgalı hayvan türü sayısında %67’lik bir düşüş görülebilir.

Bir Living Planet raporuna göre ise 2020 yılına kadar, omurgalı hayvan türü sayısında %67'lik bir düşüş görülebilir.

Londra Zooloji Toplulığundan Robin Freeman “Belirli bölgelere baktığımızda buradaki nüfus düşüşünün sebebini bulmalıyız. İnsanların tanık olduğumuz bu durumun getireceği feci sonuçlardan haberdar etmemiz gerekiyor.” diyor.

Dünya üzerinde sadece 3.900 kaplan var ve dev panda nüfusu 1.864 ile sınırlı.

 

Dünya üzerinde sadece 3.900 kaplan var ve dev panda nüfusu 1.864 ile sınırlı.

Kara hayvanları nüfusunda son 40 yılda %38 düşüş yaşandı. Tatlı su türleri ise çok daha kötü bir halde çünkü onların düşüşü %81’e kadar yükseldi.

Aynı rapora göre deniz türlerindeki düşüş %36 civarında seyrediyor.

Aynı rapora göre deniz türlerindeki düşüş %36 civarında seyrediyor.

Bu fotoğrafta gördüğünüz Amur leoparından sadece 70 tane kaldı, önümüzdeki nesiller muhtemelen bu türün varlığından haberdar bile olamayacak.

Bu fotoğrafta gördüğünüz Amur leoparından sadece 70 tane kaldı, önümüzdeki nesiller muhtemelen bu türün varlığından haberdar bile olamayacak.

Rapordaki ender iyi haberlerden biri Afrika çayırlarında yaşayan hayvan popülasyonun 2004 yılından bu yana gösterdiği artış.

Rapordaki ender iyi haberlerden biri Afrika çayırlarında yaşayan hayvan popülasyonun 2004 yılından bu yana gösterdiği artış.

Bunun yanında, Avrupa’da alınan doğal yaşam koruma önlemleri ve av konusundaki ciddi kontroller sayesinde başarılı sonuçlar alınıyor.

Zooloji Topluluğu bilim dalı başkanı Ken Norris bu durumun hala geri çevrilebileceğini, insan davranışının düzeltilerek soyların tükenmesinin önlenebileceğini de ekliyor.

Zooloji Topluluğu bilim dalı başkanı Ken Norris bu durumun hala geri çevrilebileceğini, insan davranışının düzeltilerek soyların tükenmesinin önlenebileceğini de ekliyor.

 

Klasik Eğitimin Sonu: Finlandiya Eğitim Tarihinin En Büyük Devrimini Gerçekleştiriyor!

İskandinavya Yarımadası'ndaki özgürlük, demokrasi, insan hakları ve insanî gelişmişlik düzeyi bize nasıl bir ülkede -ve dünyada- yaşamak istediğimize dair ilham veren ve hayallerimizi kışkırtan muazzam bir örnek olarak karşımızda duruyor. Söz konusu olan eğitim sistemi...

Hayret Verici Düşüş Hikâyeleriyle Havacılık Tarihinin En Korkunç Uçak Kazaları!

Uçakla ulaşımın en güvenilir yol olduğunu biliyoruz ancak bazen öyle ufak hatalar uçakların düşüşüne neden oluyor ki insan hayret ediyor. İşte havacılık tarihinin hayret verici o kazaları... 😦 Kaynak: https://www.natgeotv.com/tr/ucak-kazasi-... 7. Boeing 747 23 Haziran 1985'te sabahın erken saatlerinde, Hindistan Hava...

Dünya Düzenine Karşı Çıkarak Tarihin Akışını Değiştiren 17 Kadın

Tarih boyunca toplumlar büyük oranda ataerkil olarak yönetilmiştir. Bu düzenin elbette bazı sonuçları olmuş, bu sonuçlar da ne yazık ki doğrudan kadınları etkilemiştir. Ancak, alışılagelmişin dışına çıkarak, tüm bu sonuçlara "Dur!" diyen kadınlarımız, tarihin...

Büyük Üstat Yaşar Kemal’in Bir Tarihi Yansıtan, Asla Unutulmayacak 15 Mükemmel Sözü

6 Ekim 1923 tarihinde hayata merhaba diyen, Türk Edebiyatı'nın usta kalemi, bu topraklarda yaşadığımız gerçeklikleri ve hissettiğimiz duyguları en güçlü ifadelerle yazıya döken o mükemmel insanın bugün 94'üncü yaş günü... O, bu toprakların insanlarına...

Türk Lirası Tarihinin En Düşük Düzeyini Gördü: Peki Neden?

Türk Lirası, geçtiğimiz hafta içerisinde dolar, euro ve sterlin karşısında tarihin en düşük değerine ulaştı. Çarşamba günü 4.1934 ile Türk lirası karşısında tüm zamanların en yüksek düzeyini gören dolar, lira karşısında yılbaşından bu yana yüzde 9'un üzerinde...