Ana Sayfa Blog

Antik Yunan Mitolojisinde Olimpos Dağı’nda Yaşayan Yunan Tanrıları

0

3 bin metreyi bulan yüksekliğiyle Yunanistan’ın en yüksek noktası olan Olimpos Dağı, Yunan
mitolojisinin en haşmetli tanrılarının da yuvası. Dağın zirvesinde, bulutların arasında yaşayan tanrılara
inanmak belki tuhaf ama bu öykülere kapılmamak da mümkün değil! Olimpos
Dağı’nda yaşadığı bilinen ve efsaneleri hala dilden dile yayılmaya devam eden tanrıları sizin için bir
araya getirdik.

1Göklerin Tanrısı Zeus


Listenin bir numarası elbette Zeus… Gökler, şimşekler ve gök gürültüleri ondan sorulurken kendisi
aynı zamanda yağmuru ve bereketi de temsil ediyor. Yunan mitolojisinin bu en güçlü ve önemli
tanrısına, insanlık tarihinin babası olarak da bakılıyor.

2Evlilik Kraliçesi Hera

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Mitolojide narla, zambakla ve tavuskuşuyla simgelenen Hera, Afrodit’ten sonra en güzel ikinci tanrıça.
Güzelliğine rağmen eşi Zeus’a duyduğu sadakatle öne çıkan bu kadın, aynı sadakati görmeyince elini
biraz kana bulamış tabi. Kıskançlığı ile bilinen Hera’nın Zeus’tan daha fazla iktidar sahibi olduğu da
konuşulanlar arasında!

3Denizlerin Tanrısı Poseidon


O aslında sadece denizlerin değil; atların ve depremlerin de tanrısı. Elindeki yabasını yere vurmasıyla,
yerküreyi sarsmasıyla bilinen Poseidon hırsı ve gücü sembolize ediyor. Meşhur Atlantis kentinin yok
olmasından da Poseidon’un bitmek bilmeyen hırsı sorumlu tutuluyor…

4Bereketin Tanrısı Demeter


Mitolojide bir buğday demetiyle simgelenen bu tanrıça; tarımı, toprağı, bolluk ve bereketi simgeliyor.
Güzel örgülü kraliçe olarak da bilinen Demeter’in güzelliğine vurulanlar arasında hem Zeus hem de
Poseidon var. Ancak Poseidon’un inadı, Demeter’in hayata küsmesine ve toprağın da verimini
kaybetmesine neden oluyor.

5Güzelliğin Tanrısı Afrodit


Denizin köpüklü dalgalarından doğduğu rivayet edilen, genç bir kadın görünümüne sahip Afrodit;
aşkın, güzelliğin ve zarafetin Antik Yunan’daki adı. Çoğu zaman çıplak tasvir edilen bu tanrıça, aynı
zamanda aşk oklarıyla bilinen Eros’un da öz annesi.

6Savaş Tanrısı Ares


Öyle bir tanrı düşünün ki yardımcılarından birinin adı dehşet, biri fitne, biri de korku olsun! Zeus ve
Hera’nın oğlu Ares işte tüm bunlardan beslenen bir savaş tanrısı. Efsaneye göre tanrıların dünyayla
olan bağlantılarını koparan da, babasını tahtla tehdit eden Ares’ten başkası değil.

7Güneşin ve Kehanetin Tanrısı Apollon


Sanatsal yönüyle ön plana çıkan bu tanrı, Zeus’un Leto tarafından dünyaya getirilen iki çocuğundan
biri. Sarışın, yakışıklı ve biseksüel.

8 Ay Tanrıçası Artemis


Avcılık, vahşi doğa ve okçuluk denildiğinde akla, Apollon’un ikiz kız kardeşi Artemis geliyor. Artemis ile
ilgili en ilginç bilgi ise ikiz kardeşinden bir gün önce dünyaya gelip doğum sırasında annesine yardım
etmesi!

9Yeraltı Tanrısı Hades


Ölülere hükmetmesiyle bilinen yeraltı tanrısı Hades; amansız ve insafsız bir tanrı. Kendisini görünmez
kılan miğferi ve bir ucu ölümü, bir ucu yaşamı simgeleyen asasıyla Hades; Olimpos’ta en az vakit
geçiren tanrılardan biri.

Okullarda Öğretileceğini Asla Düşünmediğimiz Cinsel İçerikli 10 Mitolojik Hikaye

0

Klasik Mitoloji’yi ortaokul öğrencilerine öğretmek hayli zor. Okuduklarıyla yetinmeyip altındaki bit yeniği nedir, diye merak eden öğrencilerin, mitolojinin o büyülü dünyasındaki cinsel içerikli hikayeleri öğrenmesi hiç de zor değildir çünkü. Erken dönem uygarlıkları günümüzün “erdemlilik taslama” ikiyüzlülüğüne başvurmuyordu. Klasik dinleri oluşturan ve bilinçaltımızın bir yansıması olarak ortaya çıkan, genelde şiddet ve tecavüz ile harmanlanmış mitolojik hikayeler son derece müstehcen ve gülünç olduğu kadar aslında dramatik de… Zeus’un t-avlamak (!) istediklerine yönelik orantısız güç kullanarak, kurbanlarının karşı koyamadığı bir cazibeye sahip, birbirinden değişik ve ilgi çekici hayvana dönüşmesi gibi bulduğu taktikleri takdirimiz de bir yere kadar… Onun güzellik dışında neredeyse hiçbir standart gözetmeksizin uçana kaçana hallenme arzusunu anlatan hikayeler artık tavsamış geliyorsa size; söyleyelim ki, onlar zaten buzdağının sadece ucu. Bu listede derlediğimiz klasik mitolojilerdeki efsanelerden bazılarını, çok daha müstehcen ve hatta ahlaksız bulmanız olası…

11. Antik Mısır’ın yaratılış hikayesi, Tanrı’nın mastürbasyonuyla başlıyor.


Antik Mısır’ın birden fazla yaratılış efsanesi var fakat bunlardan biri özellikle göze çarpıyor. İncil gibi başlıyor fakat muhtemelen hiçbir ortaokul müfredatında görülmeyecek ek bir ayrıntıyla… Hikaye; başlangıçta İlk Tanrı Atum ortaya çıkana kadar hiçbir şey olmadığını söylüyor. Bu hiçlik de bir Tanrı olarak tanımlanıyor elbette… Atum kendisini Nun’dan; yani geçmişi bu yaradılışın öncesine inen ezeli karanlık sulardan yaratmıştı. Her iki cinsiyete de sahip olan bu Tanrı “kadın kısmını” elinde tutardı. Buraya dikkat ediyoruz şimdi. İlk tanrıları yarattıktan sonra bunu nasıl yaptığını ayrıntılı bir biçimde kainata şöyle açıklıyor: “Kendi elimle birleştim. Gölgemi aşkla kucaklayıp, kavradım. Tohumumu ağzıma döktüm ve kendimden açığa çıkan tanrıları, Shu ve Tefnut olarak gönderdim.” Veee böylece kainat başlıyor.

22. Afrodit, Uranos’un cinsel organlarının kesilerek denize atılmasından doğuyor.


“Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar.” Afrodit’in doğuş hikayesi Romeo ve Juliet’in bu meşhur repliğini doğrular nitelikte. “Herkesin Anası” olarak kabul edilen Gaia, Kyklopları doğurduğunda kocası Uranos, görünüşlerinden ve tavırlarından rahatsız olup, onları Gaia’nın bedenine geri iter. Sancısı ikiye katlanan ve yükünden usanan Gaia, çakmaktaşından bir orak yapar ve çocukları olan Titanları, babalarına başkaldırmaya kışkırtır. Yalnız en küçük oğlu Kronos bu çağrıya yanıt verir ve annesiyle yatmaya gelen babası Uranos’un cinsel organınlarının tamamını annesinin yaptığı orakla keserek denize atar. Organlar denize çarptıkları andan itibaren okyanusta oluşan beyaz bir köpükle dolmaya başlarlar. Mitler bu beyaz köpüğün ne olduğunu hiçbir zaman açıklamıyor, bu sorunun cevabı kişinin hayalgücüne kalmış… “Deniz köpüğü” anlamına gelen afrodlardan aşk, güzellik ve cinsel ayrıcalığın tanrıçası Afrodit doğuyor.

3Loki, halat çekme oyunu için testislerine bir halat bağlarsa…


Bu mit, tanrılarıların bir dev olan ve kartal formuna girebilen Thjazi’nin öldürülmesini kutlamak için parti düzenlemesiyle başlıyor. Ancak onun intikamını almak isteyen Thjazi’nin kızı Skadi gelince parti durur. Fakat her nasılsa tanrılar Skadi’ye sundukları tekliflerle onu bu amacından vazgeçirmeyi başarırlar. Baş Tanrı Odin, Thjazi’nin gözlerini gökyüzüne atar ve onları birer yıldıza dönüştürüverir. Zenginlik, doğurganlık, deniz ve deniz yolculuğu tanrısı Njord, Skadi ile evlenmeyi kabul eder. Böylelikle karanlık, soğuk ve ölümün kuvvetleri sayılan bu dişi dev tanrıça statüsü kazanır. Loki’nin görevi ise, Skadi’yi hayal edilebilecek en çılgınca şeyi yaparak güldürmektir. Loki halatın bir ucuna bir keçi bağlar, çabucak pantolonunu çıkartır ve halatın diğer ucunu da testislerine bağlayarak keçiyle karşılıklı halat çekme oyunu oynamaya başlar. Skadi kıkırdamaya başladığı için Loki’ye yardım edemez.

4Tecavüzün çocukları: Centaurlar


Hakkında çok az bilgi olsa da Ixion, Yunan mitolojisinde ilk kan döken insan olması bakımından temel figürlerden biri. Savaş tanrısı Ares’in soyundan gelen Phlegyas oğluydu ve Teselya’daki Lapiths kralıydı. Kayınpederi Deioneus’u, gelini için ödemesi gereken başlık parasını takdim etmek üzere davet eder. Davete icabet eden Deioneus, Ixion tarafından kamufle edilmiş yanan kömürlerle dolu bir çukura düşer. Zeus Ixion’a acır ve onu bu ilk günahtan arındırmakla kalmaz, konuk olarak da Olimpos’a davet eder. Fakat Ixion bu bu iyilikle dolu misafirperverliğe ihanet etmekte gecikmez ve ev sahibinin karısı Hera’yı çok çekici bularak ona tecavüz etmeye kalkar. Zeus, Ixion hakkındaki bu dedikoduların doğru olup olmadığını anlamak için, buluttan bir Hera imgesi yaratır. Ixion, Hera ile yattığını düşünerek bu bulutla seks yapar ve bulutu hamile bırakır. Centaurlar ilişkiye hiçbir biçimde rızası olmayan bir buluttan ve şeref taşımadığına inanılan bir tanrının sevilmeyen canavar çocukları olarak görülürler. Babalarının tecavüzcü ününü yaşatmaktan geri kalmazlar. Neredeyse hepsi cinsel olarak yırtıcıdır. Centaurların en ünlülerinden biri olan Nessus, Herkül’ün karısı Deianeira’ya tecavüz etmeye kalkar, başarısız olur ve kadın onu öldürür. Fakat son ana kadar korkunçluğunu sürdüren Nessus, kadına aşk iksiri olduğunu söyleyerek zehirli kanından almasını ve bunu Herkül’ün üzerinde kullanmasını söyler. Son nefesini, bu iksirin işe yaraması için kendi menisi ile karıştırılması gerektiğini söyleyerek harcar. Bu kandırmaca işe yarar ve sonunda Herkül’ün ölümüyle sonuçlanır.

5Osiris’in penisini balıklar mı yedi?


En eski dini metinler, Osiris’i ölülerin büyük tanrısı olarak nitelendirir ve onun bir zamanlar insan biçimine sahip olduğunu ve yeryüzünde yaşamış olduğunu okuyucunun kavrayacağı varsayılır. Osiris, Mısır’ın esas kralı olan Geb tahttan vazgeçtiği zaman onun ilk oğlu olarak tahta geçer. Osiris, iyilik ve ikna etme yöntemini kullanarak yöneten Mısır’ın en büyük tanrı-kralıdır. Mısır’a öğrettiklerini diğer insanlara öğretmek için karısı İsis’i tahtın naibi olarak bırakıp diğer toprakları dolaşır. Onun yokluğunda İsis, Seth’in kendisini ve Mısır tahtını elde etmek için yaptığı planlarla mücadele etmek durumunda kalır. Egemenliğinin yirmi sekizinci yıldönümünde, Osiris’in Mısır’a dönüşünden kısa süre sonra, onun şerefine parti düzenleyen Seth ve 72 komplocu onu öldürür. İlahi bedeninin bulunduğu sandığı Nil’e atar. Isis; Neftis, Anubis ve Toth yardımıyla ve sihir yoluyla sandığı bulmayı başarır. Bunu öğrenen Seth, İsis’i engellemek için bu sefer Osiris’in vücudunu 14 parçaya ayırarak Mısır’ın farklı yerlerine dağıtır. İsis, penisi dışında Osiris’in bedeninin tüm parçalarını bulmayı başarır. Nil’deki balıklar yediği için artık kurtarılamaz durumda olan penis yerine yine büyüsünü kullanarak altın bir penis yaratır. Neftis’le birlikte Mısır’ın güneyindeki Abidos Adası’na gelirler ve Osiris’in parçalarını birleştirip beyaz bir bezin içine sararlar. Bu, Mısır’ın ilk mumyasıdır. Hem Osiris’e yaşamdan zevkli bir an daha hediye edebilmek için, hem de Horus’u doğurabilmek adına İsis, sihir yaparak Osiris’in bedenine yapıştırdığı altın penisi gece boyunca okşar ve en sonunda onu canlandırmayı başarır. Penis bir kuş gibi öttüğünde, onunla kendini döller. Böylece Seth’in tahta geçmesini önleyecek mirasçı yaratmayı da başarmış olur.

6Priapus’un sürekli ereksiyon hali…


Priapus, çoğu kitapta bahsedilmeye lüzum görülmeyen bir Antik Yunan tanrısı. Bazı kaynaklara göre o, Dionysos ve Afrodit’in, bazılarına göre ise Zeus ve Afrodit’in oğluydu ve kalıcı bir ereksiyon haline sahipti. Priapus’un bu benzersiz görünümü, Afrodit’in rahmini lanetleyen Hera’dan geliyor ve Afrodit de “cinsel organları poposunun üzerinde yükselen” bu çocuğu doğuruyor. Kalıcı olarak erekte olan Priapus’un her hikayesi sürekli olarak herhangi bir şeyle seks yapmaya çalışmasıyla ilgili. Bu tuhaf Yunan tanrısı Priapus, muhtemelen Antik Mısır tanrısı Min’den geliyordu. Min, erkek cinselliğinin koruyucusuydu ve genellikle sol elinde tuttuğu dikey penisiyle tasvir edilirdi.

7Horus ve Seth’in meni savaşı


Osiris ve İsis’in oğlu şahin başlı tanrı Horus tahta geçtikten sonra elbette amcası Seth bu durumdan oldukça mutsuz olur ve tahtı ondan almak için bir plan yapmaya başlar. Mısırlılar, kadın gibi kullanılan bir erkeğin firavun olamayacağına inanıyorlardı. Bu yüzden Seth, Horus’un taht üzerindeki hakkını ortadan kaldırmak için ona tecavüz eder. Horus, Seth’in boşalan menisini elinde saklar, eve döndüğünde annesi İsis’e gösterir. Annesi elini kesip suya atar. Sonra oğlunun sertleşmesini sağlayarak bir çanağı onun menisiyle doldurur. Seth’in bahçıvanıyla konuşan İsis, onun sadece marul yediğini öğrenince Horus’un menisini bu marullara akıtır. Ertesi gün marullarla kahvaltısını yapan Seth, yeğeninin bebeğine hamile kaldığının farkına bile varmaz. Horus’un ırzına geçtiğini söylemek üzere tanrılar meclisine gider. Tanrı Thoth, bu iddianın kanıtlanması için Horus’un üzerinde Seth’in menisinin aranmasını ister ama meni sudan çıkar. Seth’in tecavüzünün kanıtını yok etmek için elsiz kalan Horus tahtta kalırken, Horus’un çocuğu, onun simgesi olan bir Güneş kursu olarak Seth’in kafasından doğar.

8Poseidon’un tecavüzünün cezasını Medusa’ya kesmek…


Poseidon bir gün Medusa adlı güzel bir kızın peşine düşerek onu tanrıça Athena’nın tapınaklarından birinden kıstırır. Sunakta tanrıça heykelinin altında Athena’ya kendisini koruması için dua ederken yakaladığı kıza oracıkta tecavüz eder. Kendi tapınağında yaşanan bu olaya öfkelenen savaş, bilgelik ve güzel sanatlar tanrıçası bakire Athena, bu tecavüzün cezasını Medusa’ya keser ve onu başında saç yerine yılanlar olan çirkin yeşil bir Gorgon’a çevirir. Niyeyse erkeklere karşı birbirlerine en çok destek olması gereken kadınların, aksine rekabet ve düşmanlık içinde olmaları bize hep tuhaf ve saçma gelmiştir. Halbuki erkekler haksız olsalar bile genelde birbirlerini korurken, erkeklerin zulmüne karşı mücadelelerinde kadınlar, babaları, kocaları, abileri, sevgilileri olan erkekler yerine, anneleri, ablaları, arkadaşları ve hatta yine sevgilileri olan hemcinslerinden yana tavır alsalar ne güzel olmaz mıydı? Haklı olarak pek tabii… Bundan sonra Medusa’nın bakışıyla karşılaşacak her insan taş kesilir ve bu durum yarı-tanrı bir Zeus oğlu olan Perseus onu öldürene kadar sürer. Poseidon’un bu tecavüzünden Medusa, kanatlı at Pegasus’u ve Khrysaor adlı devi doğurur. Pegasus’un, kafası kesilerek öldürülen Medusa’nın kafasından ya da toprağa sıçrayan kanlarından doğduğu gibi iki farklı söylence bulunur.

9Afrodit’in Ares ile kaçamağı tanrılar katında alay konusu olursa…


Güneş tanrısı Helios, Afrodit ile Ares’i birbirine sarılmış görünce, durumu Afrodit’in zorla evlendirildiği kocası Hephaistos’a haber verir. Demircilik zanaatıyla uğraşan ateş tanrısı Hephaistos, aynı zamanda tanrılar arasında en çirkin olandır, iki ayağı birden sakattır fakat hem tanrılar hem de insanlar tarafından da en çok sevilendir. Çok çalışkandır; aynı zamanda mucittir. Olimpos’taki görkemli saraylar onun elinden çıkmış, tanrılar ve kahramanlar için en güzel silahları yapmıştır. Afrodit’in ünlü göz kamaştırıcı kemeri, Ares ve Afrodit’in yasak aşklarından olma kızları Harmonia’ya düğün hediyesi olarak yaptığı lanetli gerdanlık, Zeus’un emriyle insanları cezalandırmak için gönderilen ilk kadın Pandora, hep onun eseridir. Etna dağına çalışmaya gittiği zamanlar, karısı tarafından aldatıldığını öğrenen Hephaistos, bir düzenek hazırlar ve zina yapan çiftin yataklarına bunu yerleştirir. Ares ve Afrodit tekrar birlikte olduklarında düzenek çalışır ve iki farklı anlatıya göre, yatağı görünmez bir ağla sararak çifti o halde kıstırır veyahut da her ikisini de yatağa zincirler… Hephaistos, diğer tanrıları da toplayarak sevişirlerken yakalanan çifti rezil eder. Çiftin zina yaparken yakalanmış haldeki o manzarası tüm Olimpos alemini kahkahalara boğar.

10 Loki’nin Sleipnir’i doğuruşu


Aesir tanrı ve tanrıçalarının göksel kalesi Asgard, yüksek, koruyucu bir duvarla kuşatılmıştır. Bu duvar, tanrıları düşmanların saldırılarından korur. Ama duvar her zaman orada değildi. İşte bu efsane o duvarın nasıl inşa edildiğini anlatıyor. Bir gün buz devlerinden biri Asgard’a gelerek, tanrıları her türlü kötülükten koruyabilecek böyle bir duvarı, üç mevsimde örebileceğini söyler ama karşılığında Güneş’i, Ay’ı ve aşk, cinsellik, güzellik, savaş tanrıçası Freya’nın kendisine eş olarak verilmesini ister. Tanrılar bu teklifi tartışırlar; Freya karşı çıkar, Loki ise anlaşmanın kabul edilmesini fakat, bir kış mevsiminde, atından başka hiçbir yardım almadan duvarların bitirilmesi şartının konulmasını teklif eder. Tanrılar, Loki’nin önerisini kabul ederler. Elbette hiçbirinin devin istediklerini vermek gibi bir niyeti yoktur, bu görevin başarılmasının imkansız olduğunu düşünürler. Ancak dev, duvarın vaktinde bitirilmesi halinde pazarlığa konu olanların verilmesine ve Asgard’da çalıştığı süre boyunca güvende olacağına dair tanrılara söz verdirir. İş başladıktan sonra, tanrılar yapının son derece hızlı ilerlediğini görünce paniğe kapılırlar. Daha da şaşırtıcı olanı, devin aygırı Svadilfari’nin devden iki katı fazla iş görüyor olmasıdır. Tanrılar, devin görevi bitirmesini engelleyecek bir yol bulması konusunda Loki’yi tehdit ederler. Loki, devin duvarı zamanında bitirmesini önlemek için aygırı baştan çıkaran beyaz bir kısrağa dönüşür. Anlaşmaya göre yükümlülüğünü yerine getiremeyen devin kafası Thor’un çekiciyle paramparça olurken, aygırın şehvetinden kaçamayan Loki, gebe kalır. Kısa bir süre sonra gri renkte sekiz bacaklı Sleipnir’i doğurur. Bu at daha sonra Odin’in küheylanı olacaktır.

11BONUS: Roma’nın kurucularının hikayesi ve Sabin kadınlarının kaçırılışı


Roma’nın kurucuları sayılan Romulus ve Remus, Latium bölgesinin devrik kralının kızı Rhea Silvia’nın çocuklarıdır. Varisler doğurmasın diye amcası Amulius tarafından Vesta bakiresi olmaya zorlanan Rhea Silvia, nehir kenarından su almaya gittiği bir gün, uykusunda savaş tanrısı Mars’ın tecavüzüne uğrar. O sırada Rhea Silvia, düşünde kendisini Troya’da görmektedir. Saç tokasını düşürdüğü yerden tıpatıp iki ağaç çıkmakta, fakat ağaçlardan yalnızca biri tüm dünyaya gölge vermeye yetecek uzunluğa ve kalınlığa ulaşmaktadır. Rhea Silvia uyandığında gebe olduğunu anlar. Çocuklar doğunca Amulius, kadını zindana atar, ikizleri de Tiber nehri kıyısına bırakır. İkizleri bir kurt emzirir, Faustulus adında çoban ise onları büyütür. Kimliklerini bilmeden büyüyen çocuklar, daha sonra kraliyet soyundan geldiklerini öğrenince, dedeleri Numitor’un tekrar tahta çıkmasına yardım ederler. Romulus ve Remus’un bu yardımın karşılığı olarak büyüdükleri tepelerde bir kent kurmalarına izin verilir. Romulus kentin yöneticisi seçilir ve kentin sınırlarını belirleyecek bir sur ördürerek üstünden atlamaya kalkışacak herkesi öldüreceğini söyler. Şaka olsun diye bunu yapan kardeşi Remus’u kılıcıyla biçerek bu akıbetin örnek teşkil etmesini sağlar. Kenti tek başına yönetmeye başlayan Romulus, nüfusu artırmak için sadece sürgünlere kapılarını açmakla yetinmez. Adamlarına eş bulmak için komşu topluluklara başvurur fakat geri çevrilir. Bunun üzerine hasat tanrısı Consus onuruna bir şenlik düzenler. Komşu kabilelerden biri olan Sabinler kalabalık halde bu şenliğe icabet ederler. Gösterileri izledikleri sırada, Romulus’un verdiği işaretle adamları, gözlerine kestirdikleri kadınları yakalayıp kaçırırlar. Kabilenin önderleri, kadınlarının kaçırılıp ırzına geçilmesinden ötürü Romulus’e savaş açarlar. Ama Romalı kocalarının ve çocuklarının, kabile üyesi babaları ve kardeşleriyle dövüşmelerine dayanamayan koca yürekli Sabin kadınları araya girer ve varılan anlaşmayla kabile mensupları Roma yurttaşı ilan edilerek savaşa son verilir.

Yararlanılan Kaynaklar:
Mitoloji, NTV Yayınları, 3. Baskı, 2010. 1234567891011

Yunan Mitolojisi’nde Başarısız Olmuş 10 Baştan Çıkarma Hikayesi

0

Herkes flört etme yeteneğine sahip değildir. Kimisi bunu gerçekten beceremez, eline, yüzüne, gözüne bulaştırır. Kimisi flört etmek konusunda gerçekten çok yetenekli ve eğlencelidir ama bir ilişkiyi sürdürmek bakımından tam bir fiyasko olabilir. Kimisi var; ikisini de beceremiyor; hem utangaç, hem çekingen, hem esrikli, hem sıkılgan, hem kaba, hem saldırgan hem o, hem bu… Kur yapmak zor iş; zeka gerektiriyor, incelik gerektiriyor, sonra bir zevkiniz ve tarzınız olmalı… O da yetmiyor; illa ki espritüel olacaksınız, iltifatlarınız gerçek olacak; falan da filan da… Evrim ilerledikçe, gittikçe zorlaşan bir süreç bu. Baştan çıkartmanın standartlarına her geçen gün bir yenisi ekleniyor ve işler de, ilişkiler de gittikçe karışıyor, bazan sarpa sarıyor; gün geliyor, tadından yenmiyor; bazan da bal dök yala… Fakat ilişki yapamayanlara önemle duyurulur ki, bu işin (!) basit bir özü var; her ne kadar her şey birer taktik ve stratejiler bütünü olsa da, aslında tüm olay samimiyette, dürüstlükte ve içten gelen o coşkunlukta yatıyor. Bunlar yoksa her şey boş. Peki tanrı-ça-larda durum nedir derseniz; kana susamış, inanılmaz boyutlarda can tüketen varlıklar bunlar… Olağanüstü güçlere sahip olmalarına karşın, onlar da özünde saf sevgiyi, aşkı arıyorlar… Yanlış yerde ya da kimselerde aradıkları için sefil bir biçimde başarısız oldukları da oluyor. İşte bu hikayeler de onlara ait. Reddedilmek ve bununla yaşamak elbette hoş bir duygu değil fakat bunu olgunlukla karşılayabilmek ve hazmedebilmek de herkesin harcı değil… Bunu başarabilenler bizce daha çok tanrısallaşıyorlar ve kim bilir belki tam da bu sebepten daha çok kıymet verecekleri bir başkasını kendilerine aşık edebiliyorlar. Biz yine de mutluluk hepimizin hakkı diyerek, herkesin sevgiden yana aradığını; hakkaniyetle ve karşılıklı birbirinde ama karşılıksız sevgi gibi bedelsiz ve bir o kadar güçlü bulmasını dileyerek listemize başlayalıM

1Apollo ve Daphne


Daphne, nehir tanrısı Peneus’un kızıydı. Güneş ve müzik tanrısı olan Apollo, Daphne’ye aşık oldu. Bunun nedeni, aşk tanrısı Eros’un oklarından birine hedef olmasıydı. Çok iyi bir okçu olan Apollo kendisiyle övünmeyi çok sever ve kendisi kadar iyi bir okçu olan Eros’un yeteneği ile alay eder. Bunun intikamını almak isteyen Eros, iki ok hazırlar; biri saplandığı kişiye tutku ve sonsuz aşk verirken diğer ok saplandığı kişiyi aşk ve tutkudan tamamen uzaklaştıracaktır. İlk okun saplandığı Apollo umutsuzca Daphne’ye aşık olurken, ikinci okun hedefi olan Daphne ise tam tersi bir hal içine düşer ve Apollo’nun aşkını reddederek sürekli ondan kaçar. Bir gün Daphne ormanda Apollo’ya yakalanır ve Apollo onu kovalamaya başlar. Bu durum Daphne’yi son derece korkutur. Apollo’dan kaçarken bir yandan da babasından ve yeryüzü tanrıçası Gaia’dan yardım ister. Gaia onu bir defne ağacına dönüştürür. Daphne’ye yetiştiğinde onun bir ağaca dönüşmekte olduğunu gören Apollo dallarından birini koparıp taç haline getirir ve sonsuz aşkının bir simgesi olarak başına takar; bir daha da hiç çıkarmaz. Bu yüzden Yunanlılar’ın defne tacını büyük şairleri, kazanan atletleri, muzaffer savaşçıları onurlandırmak için kullanmaları bir gelelenek haline gelir. Elbette bu durum Daphne’nin kendisini daha iyi hissetmesini sağladı mı bilemiyoruz ama Gaia onu bir ağaca dönüştürürken gerçekten iyi iş başarmış.

2Salmacis ve Hermafroditus


Bu hikaye; Zeus’un habercisi, tanrıların en hızlısı Hermes ile güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit’in oğlu olan Hermaphroditus’un nasıl bir hermafrodit (çift cinsiyetli) olduğunu anlatıyor. Bazıları, ebeveyninin onu böyle doğurduğunu söylerken, bazıları da bu konuda farklı hikayeler anlatırlar. Bunlardan biri de, peri kızı (nymph) Salmacis’in hikayesidir. Bir gün ufak bir nehirde keyif yaparken Hermaphroditus’u görür ve görür görmez de aşık olur. Fakat Hermaphroditus onun aşkına karşılık vermez. Bunun üzerine Salmacis gizlenerek onu takip etmeye başlar. Hermaphroditus soyunup nehre atladığında, Salmacis bunu fırsat bilip Hermaphroditus’un üzerine atlar ve ona sıkı sıkıya sarılır. Hermaphroditus ona direnince Salmacis, tanrılardan onları birbirinden ayırmamalarını diler. Tanrılar, Hermaphroditus’un rızasının olmadığı bu dileği kabul ederler. Salmacis ile Hermaphroditus kelimenin tam anlamıyla bir beden haline gelirler. Hermaphroditus nehrin dışına çıktığında artık hem kadındır hem erkek… Böyle bir çatışmanın içindeyken ebeveynleri Hermes ile Afrodit’in ona yardım edeceğini düşünüyor olabilirsiniz ama hayır; belli ki o gün yapacak daha önemli başka işleri varmış.

3Alpheus ve Arethusa


Bakire vahşi doğa, avcılık ve okçuluk tanrıçası Artemis’in takipçisi ve gözdelerinden olan peri kızı (nymph) Arethusa da aynı onun gibi evlilik ve aşk ilişkilerine karşıydı. Erkeklerle ilgilenmiyor ve ormanlarda, tarlalarda özgürce dolaşmaktan ve doğa güzelliklerinin tadını çıkarmaktan hoşlanıyordu. Arethusa maceraları sırasında parıl parlayan bir nehir farketti ve canlandırıcı bir banyonun kendisine iyi geleceğini düşünerek, davetkar suya dalmaya karar verdi. Fakat nehre girer girmez, yalnız olmadığını fark etti. Bu nehrin tanrısı Alpheus, şehvetli ve umursamaz tipik bir erkekti ve Arethusa’ya aşık olmuştu. Arethusa, Artemis gibi nazik olmayı denedi fakat Alpheus ısrarcıydı bunun üzerine o da bir erkeğin duygularını istemeyen tipik her kadın gibi kaçtı. Ancak tutkulu Alpheus adeta bir avcıya dönüşmüştü ve Arethusa yorulup da Artemis’den yardım isteyene kadar peşini bırakmadı ve onu Sicilya’ya kadar kovaladı. Tanrıça Artemis, Arethusa’yı Syracuse yakınlarında sona eren bir yer altı kaynağına dönüştürerek onun yardım isteğine cevap verdi. Fakat Alpheus su tanrısı olduğu için kendisini bir nehre dönüştürdü ve aynı kanala girerek Arethusa’nın sularına karıştı. Sonuçta Arethusa bir daha asla gerçekten Alpheus’tan azade olamadı.

4Apemosyne ve Hermes


Tanrıların habercisi olduğu kadar ölen ruhların da rehberi olan Hermes, Girit’in prensesi ve kral Minos’un oğlu Catreus’un kızı olan Apemosyne’ye aşık oldu. Abisi ile Rodos’a giden Apemosyne’yi gören Hermes, onu takip etmeye başladı. Bununla birlikte, kız daha hızlı koşuyordu ve Hermes’in numaralarından kaçmayı başardı. Ancak Hermes kurnaz ve sinsi doğasıyla da tanınmıştı ve bu sebeple hırsızların ve kumarbazlarında da koruyucu tanrısıydı. Prensesin yakınlardaki nehirde yıkanmaya giderken aşağı ineceğini bildiği patika üzerinde ona tuzak kurdu. Apemosyne, bu yolda kayıp düşünce Hermes ona tecavüz etti ve Apemosyne onun çocuğuna hamile kaldı. Apemosyne, kardeşi Althaemenes’e olanları anlatmaya çalıştı fakat kardeşi ona inanmadı. Sonuçta bir tanrı, ölümlü bir kıza neden tecavüz etsindi ki? Yalan söylediğini düşündüğü için Althaemenes kız kardeşini tekmeleyerek öldürdü.

5 Athena ve Hephaistos


Biz bu Yunan Mitolojisi’nde Zeus’dan tutun, Poseidon’a kadar tacizci ya da tecavüzcü olmayan tek bir tanrı figürüne dahi rastlamadık, hani söyleyelim de… Athena ve Hephaistos doğumları itibariyle birbirinin tersi olan varlıklar. Karısı Metis’i kendisini tahtından edecek bir erkek çocuk doğuracağı korkusuyla yutan Zeus’un kafasından, tamamen silahlı olarak doğan Athena’ya karşılık; bu çocuğu onsuz doğurduğu için Zeus’u kıskanan ve ondan intikam almak isteyen karısı Hera, Hephaistos’u Zeus olmadan tek başına yaratmış. Sonra da Hephaistos sakat ve çirkin doğduğu için beğenmeyip, onu Olimpos Dağı’ndan aşağı atmış. Eşi Afrodit tarafındanAres ile aldatılan ateş tanrısı ve demirci Hephaistos’un atölyesine bir gün kendisine silah yapmasını istemek için savaş ve bilgelik tanrıçası Athena gelir. Athena’dan çok tahrik olan Hephaistos onu taciz etmeye başlar, buna karşı koyarak kaçmaya başlayan Athena’nın zorla üzerine çıkıp içine girmeye çalışır; fakat Artemis ve Hestia ile birlikte üç bakireden biri olan Athena, buna hiçbir biçimde izin vermez. Hephaistos, Athena’nın bacağına boşalır. Athena bir yün parçasıyla meniyi silerek yeryüzüne fırlatır. Yeryüzü tanrıçası Gaia, Hephaistos’un menisiyle yanlışlıkla hamile kalınca Erichthonius adında bir oğlan çocuğu doğurur. Gaia bu doğumdan hiç memnun değildir ve çocuğun annesi olmayı reddeder. Yunan tanrılarının nadiren de olsa hoş olabileceklerinin bir göstergesi olarak Athena bu çocuğun sorumluluğunu üstlenir ve kendi çocuğu gibi yetiştirir. Yine ilginç bir şekilde Athena, değerli bekaretini almaya çalıştığı için Hephaestos aleyhinde hiçbir kötü niyet taşımaz ve ondan intikam almaya da çalışmaz.

6Apollo ve Kassandra


Apollo, Troia kralı Priamos ve kraliçesi Hekabe’nin en güzel kızları olduğu rivayet edilen Kassandra ya da Alexandra’ya aşık oldu. Kızın en büyük arzusu geleceği bilmek ve rahibe olmaktı. Apollo, kızın aşkı karşılığında onu geleceği görme yetisiyle ödüllendireceğini söyledi. Kız bu anlaşmayı kabul edince Apollo onun ağzına tükürerek kıza geleceği görme yetisi kazandırdı fakat Kassandra sözünü tutmadı ve Apollo ile birlikte olmadı. Bakire bir rahibe olma isteği Apollo’ya verdiği sözden daha ağır basmıştı. Bir rivayete göre de aslında en başından beri Apollo ile birlikte olmaya niyeti yoktu, sadece geleceği görme yeteneği almak için Apollo’yu kandırmıştı. Bunun üzerine Apollo, misilleme olarak onu lanetledi. Lenete göre; artık hiç kimse onun kehanetlerine inanmayacak ve hiçbir zaman rahibe olamayacaktı. Troia Savaşı’nı ve Troia atının getireceği yıkım ve savaşın sonucunu gördüğü halde kimseyi kendine inandıramadı ve tüm olayları başından sonuna hiçbir şey yapamadan izlemek zorunda kaldı. Eğer anlaşmayı baştan kabul etmiş olsaydı; Troia Savaşı sonrası Ajax’ın tecavüzüne uğramayacak ve Agamemnon tarafından esir alınarak götürüldüğü Sparta’da onun kıskanç karısı tarafından öldürülmeyecekti. Başka bir hikayeye göre, Kassandra ve ağabeyi Helenus bebekken bir geceyi Apollo’nun tapınaklarından birinde geçirdiler. Ebeveynleri ertesi gün ikizleri, Apollo’nun yılanlarına dolanmış vaziyette buldular. Bu sürüngenler çocuklarla konuşmuş ve onlara kehanet yeteneği kazandırmıştı. Büyüdüğünde Kassandra aynı tapınağa geri döndüğünde Apollo ona göründü. İlk öyküde olduğu gibi sevimli flörtlerle kendini kabul ettirmeye çalıştı fakat kız tarafından reddedilmesi, onu lanetlemeye yetecek kadar Apollo’yu delirtmişti. Psikolojide, gelecek hakkında başkalarını uyarmasına ve doğruları söylemesine rağmen kimseyi kendine inandıramama durumuna “Kassandra Kompleksi” adı veriliyor.

7Asteria, Zeus ve Poseidon


Asteria, Titan olan Koios ve Phoebe’nin kızıydı ve aynı zamanda gece gelen kehanetlerin ve düşen yıldızların tanrıçasıydı. “Burçların Anası” olarak da biliniyor. Perses adında başka bir Titan’la evliydi ve Hekate adında bir kızları oldu. Asteria’nın anne-babası Coeus ve Phoebe, Uranüs ve Gaia’nın çocuklarıydı; yani Asteria ile Zeus kuzendiler. Zeus, Asteria’yı baştan çıkarmaya çalıştı. Ancak Asteria birkaç farklı hayvana dönüşerek ondan kaçtı. Sonunda bir bıldırcına dönüştü ve Ege Denizi’ne düştü ve sonra da Ortygia Adası’na dönüştü. Zeus’tan sonra bu kez Poseidon Asteria’nın peşine düştü. Bu sefer de Delos Adası’na dönüşerek ondan kurtuldu Asteria. Poseidon’a aşık olmuş ama onun Demeter ile arasının bozulmasına üzülüp bu aşkı yaşamamayı seçmiş. Zeus’a ve onun baştan çıkarma gücüne karşı koyabilen ilk tanrıçadır. İlginçtir ki, Asteria’yı baştan çıkaramayan Zeus, bu sefer onun kız kardeşi Leto’nun peşine düştü. Zeus’tan hamile kalan Leto, Hera’nın gazabından Asteria’nın adası Delos’a sığınarak kurtuldu ve çocukları Artemis ile Apollo’yu orada doğurdu.

8Poseidon ve Demeter


Poseidon ve Demeter, ikisi de Rhea ve Kronos’un çocuklarıdır. Demeter, Zeus’tan olan ve Hades tarafından kaçırılan kızı Persephone’yi aramak için Mora Yarımadası’ndaki Arkadya’ya geldiğinde Poseidon onu baştan çıkarmaya çalıştı. Demeter ise bir kısrak haline gelip, Kral Onkios’un kısrakları arasında saklanarak ondan kaçtı. Bununla birlikte, ilahi güzelliğinin saklanması oldukça zordu. Poseidon kızkardeşini tanıyarak bir aygıra dönüştü ve ona tecavüz etti. Demeter başta Poseidon’a son derece öfkeliydi fakat bu öfkesinden Ladin Nehri’nde yıkanarak arındı. Bu “birleşmeden” iki çocuk dünyaya geldi. Bu çocuklardan biri, Despoina adlı bir kızdır ve Arkadyalılar için sonradan Demeter’den bile daha önemli bir tanrıça haline gelmiştir. Diğeri ise, Herkül’ün hikayesi de dahil pek çok hikayede yer alan siyah yeleli, insan gibi konuşabilen ölümsüz bir hayvan olan Arion ya da Areion adlı attır.

9Ariadne ve Theseus


Ariadne, Zeus ve Europa’nın oğlu Girit Kralı Minos ve Helios’un kızı Kraliçe Pasiphae’nin kızıdır. Efsanenin Atina versiyonuna göre, oğlu Atina’da öldürüldükten sonra Minos şehre saldırır. Atinalılar saldırının durması için anlaşma yapmak istediklerinde her dokuz yılda bir yedi genç erkek ve yedi bakire kızın Minotor’a (boğa başlı, insan gövdeli Kraliçe Pasiphae’nin bir boğadan olma oğlu ve Ariadne’nin kardeşi) kurban edilmesi şartı koşulur. Atina Kralı Egeus’un oğlu Theseus kurban edilecek erkeklerden biri olarak seçildiği vakit, Girit’e gidip Minotor’u öldürmeye karar verir. Ariadne Girit’e Minotor’a kurban edilmek üzere gelen Theseus’a aşık olup, Minotor’un yaşadığı ve Daidalus tarafından inşa edilmiş labirentte yolunu bulmasına yardım eder. Theseus’un evlilik sözü karşısında ona labirentin girişine bağlayabileceği ve yanında götürebileceği dönüş yolunu bulmasını sağlayacak Hephaistos’tan aldığı ipi verir. Theseus’un Minotor’u öldürmesinin ardından, Ariadne ve Theseus Atina’ya gitmek için Girit’ten yola çıkarlar. Ama Theseus onu Nakşa Adası’nda terk eder. Bir versiyona göre Theseus onu terk ettiğinde, Ariadne hissettiği tarifsiz üzüntüden ötürü ölür. Bir versiyona göre; Dionysos tarafından oradan kurtarılır ve onunla evlendiği için Ariadne çok mutlu olur. Başka bir versiyona göre ise Theseus, Girit’e geldiğinde Ariadne zaten Dionysos’la evlidir ve onu Atina’ya götürmesi koşuluyla Theseus’a yardım etmiştir. Theseus’un Ariadne’yi adada isteyerek terketmesinin nedeni hakkında da bazı farklı versiyonlar mevcut. Girit ve Atina o dönem düşmandır. Giritli Ariadne, Atilalı Theseus’a aşık olduğu için ona yardım ederek aslında babasına ve Girit’e ihanet etmişti. Theseus da, sonuçta kendisine yardim etmiş olsa da, bu ihaneti yüzünden Ariadne ile evlenmek istemeyip onu adada bıraktı. Ya da Ariadne adada, Theseus ise gemideyken bir fırtına kopar ve Theseus Ariadne’yi gemisi açıklara sürüklendiği için elinde olmayan nedenlerden ötürü adada bırakır Hepsine burada değinemeyeceğimiz hikayenin farklı sonlarla biten pek çok farklı versiyonu bulunuyor.

10 Galatea ve Polyphemus


Yunan mitolojisinde aslında birden fazla Galatea var, ancak bunlardan birinin, Polyphemus adlı bir kiklop (tepegöz) ile bağı bulunuyor. Polyphemus, tanrı Poseidon’un Thoosa adında bir periden olma oğluydu. Nereus ve Doris’in pek çok kız çocuğundan biri olan Galatea ise bir periydi. Polyphemus Galatea’ya peynir, süt ve meyve gibi yiyecekler ikram ederek kur yapmaya başladı. Galatea ise, Pan ve Symaethis oğlu olan Acis’e aşıktı ve Acis de ona. Ancak ikisi de tepegözün gazabından kurtulamadılar. Bir gün Polyphemus onları bir arada gördü ve çifte kaya atmaya başladı. Acis, bu kayalardan birinin altına ezildi ve kanı fışkırmaya başlayınca, Galatea onu bir bahar haline getirdi. Polyphemus’a gelince, Galatea’yla hiçbir zaman birlikte olamadı. Bununla birlikte Polyphemus, Yunan kahramanı Odysseus’u ve onun Troia’nın düşmesinden sonra evine yaptığı dönüş yolculuğunu konu edinen Odysseia destanındaki rolüyle de bilinir.

Yararlanılan Kaynaklar: 12345678910111213141516

Cadı Korkusuyla Yüzleşebilenlerin Keyifle Okuyacağı Dünya Mitolojisi’nden 17 Cadı Figürü

0

Cadılar, büyücüler, büyüler, iksirler… Binlerce yıldır aklımızı başımızdan alan, irademize ve kaderimize isteğimiz dışında müdahale edip yön verebilecek güce sahip olduklarına inanılan varlıklar… Çoğunluğu alışılmışın dışında güzel ve baştan çıkarıcı olan cadılar hemen her kültürde nesiller boyu bilgeliğin ve aynı zamanda kötülüğün objeleri oldular ve bu yüzden cadılık emareleri gösteren kadınları canlı canlı yakmakta hiçbir beis görülmedi. Yakmakla bitmeyen cadılara her gün Cadılar Bayramı diyerek, pek çok farklı kültüre ait cadı figürlerini sizler için toparladık. Cadı korkusuyla yüzleşmek adına aşağıdakileri atlamadan okuyabiliyor musunuz? Kendinizi bir sınayın, bakalım…

1Kikimora


Adının telaffuzu son derece eğlenceli olan Kikimora, Slav kökenli mitolojik bir yaratık. Her şeyden önce saygı görmesi gereken bir hane ruhu. Eril hane ruhu kötücül Domovoi’ye eşdeğer ve onun görece iyi huylu eşi. Varlığı, evde görülen ıslak ayak izleri ile anlaşılır. Genelde evdeki ocağın arkasında ya da mahzende yaşar ve yiyecek peşindeki farelerin çıkardığı tıkırtılara benzer sesler çıkarır. Peki Kikimora’yı bir cadı kılan nedir? Kikimora, genelde zararsızdır ancak ona saygısızlık yapıldığı taktirde evde ıslıklar çalacak, bulaşıkları kıracak ve etrafa bir şeyler fırlatacaktır. Adının çoğulu olan “Kikimory” Rus folklorunda “uyku felci”nin geleneksel adıdır.

2Circe (Kirke)


Homeros’un Odysseus’undaki ünlü karakterlerden biri olan Kirke, Odysseus’un sevgilisi, büyücü tanrıçadır. Aiaie adasında yaşayan Kirke, bazı kaynaklarda Helios ile Okeanos’un kızı olan Perseis’in kızı, bazı kaynaklarda Helios ile Hekate’nin kızı olarak geçer. Adanın nerede olduğu günümüzde belli değildir fakat Kirke’nin yurdu büyük ihtimalle İtalya’dadır. Avcıları ve denizcileri uyuşturduktan sonra onları kurt, aslan ve diğer her türlü hayvana dönüştürmek gibi tuhaf bir hobisi vardır. Kimisi pul koleksiyoncusudur; Kirke ise özellikle erkekleri hayvana dönüştürerek, onların koleksiyonunu yapar. Odysseus, Aiaie’yi ziyaret ettiğinde Kirke, onun arkadaşlarını domuza çevirir. Tanrı Hermes, Odysseus’un yardımına koşar; Kirke ona sihirli şarabı içireceği anda, içine Hermes’in Kirke için kopardığı Moly adlı sihirli bir bitkiyi atar ve kılıcıyla saldırıp tanrıçayı alt ederek, kendisine ve arkadaşlarına bir kötülük yapmayacağına söz verdirir. Kirke, Odysseus’un gücü karşısında şaşırır, erkekliğine aşık olur ve onu yatağına aldıktan sonra arkadaşlarını da tekrar insana dönüştürür. Odysseus böylece Ithaca’ya dönmeden önce Kirke’nin konağında bir yılı aşkın bir süre kalır. Bu ortamın dilediği gibi keyfini sürer.

3Morgan Le Fay


Çoğu insan, Kral Arthur efsanesini ve onun arkadaşı güçlü büyücü Merlin’i bilir. Fakat pek azı Morgan Le Fay ya da Morgaine olarak bilinen karakteri anımsar. Genel kabule göre; Kral Arthur’un üvey kız kardeşi ve Avalon’un leydilerindendir. Hakkında yazılmış ve söylenmiş birçok rivayetin başında cadılığı ve Kral Arthur’a karşı kurduğu kumpaslar gelir. Bütün bunların temelinde ise, yaşadığı dönemde Britanya, Hristiyanlığı çok çabuk benimserken onun eski pagan dinine bağlı kalması ve önde gelen temsilcisi haline gelmesidir. Bir efsaneye göre; kadim pagan dininin baş rahibesi ablası Morgause’la yakın ilişkileri nedeniyle cadı olduğu kanısı yaygındır. Bazı efsaneler ise doğrudan Morgause ile aynı kişi olduğunu söyler. Teyzesi Vivien tarafından küçük yaşta Avalon’a götürülür, orada rahibelik eğitimi alır. Vivien’den sonra “gölün leydisi” olur. Kelt kültüründe din görevlisi, şifacı, alim ve büyücülük görevlerini yerine getiren güçlü bir “druid”dir, kendisinden oldukça korkulur. Lancelot’a aşık olduğu, bu yüzden Guinevere’den hiç hazzetmediği de rivayet edilir. Nihai kaderi bilinmeyen Morgaine karakteriyle yakından ilgilenenlerin, hikayeye farklı bir bakış açısından ele alan Anjelica Huston, Julianna Margulies ve Joan Allen’lı 2001 yapımı “The Mists of Avalon” mini dizi-filmi izlemelerini; ayrıca Eva Green severler için kendisinin Morgaine’i oynadığı Camelot dizisine de bir bakmalarını tavsiye ederiz.

4Endor Cadısı


Endor Cadısı aslında kötü niyetli bir cadıdan ziyade görmezden gelinemeyecek bir medyum. Hikayeye göre; İsrail Kralı Saul, Filistinlileri nasıl yeneceğine dair cevaplar için Tanrı’nın bilgeliğini ister fakat ülkedeki tüm ruh çağıran nekromansları ve büyücüleri krallığından sürgün etmiştir. Kılık değiştirerek yardımcılarından birinin bulduğu Endor Cadısı’na gider. Cadı ona kendi koyduğu kanunu hatırlatınca, Kral Saul, vereceği bilgi karşılığında başına hiçbir kötülük gelmeyeceğine dair söz verir. Cadı bunun üzerine İsrail’in bir önceki Kralı, Peygamber Samuel’in ruhunu çağırır ve Filistinlilerin nasıl yenileceğini söylemek yerine, krala savaşta üç oğluyla birlikte öleceği ve İsrailliler’in Filistinlilere yenileceği kehanetinde bulunur. Saul bu kehanetten ötürü dehşete düşer. Endor Cadısı, Saul’un üzüntüsünü görünce onu rahatlatmaya çalışan hatta ona yiyecekler ikram eden çoğunlukla sempatik biri olarak tasvir edilir. Ertesi gün savaşta yaralanan Saul, korku içinde kendini öldürür. Cadı da, teknik olarak Saul’un yenilmesine ve kendisini öldürmesine yol açan bir aracı haline gelir.

5Jenny Greenteeth


İngiltere’nin farklı bölgelerinde Ginny, Jinny, Jeannie veya Jenny olarak bilinir. Jenny Greenteeth, çocukları ya da yaşlıları sırf eğlenmek maksadıyla kasıtlı olarak boğan bir nehir cadısıdır. Bazı efsanelerde çocukları ve yaşlıları ayartır; bazılarında ise kurbanlarının çektiği acıdan zevk alan bir sadisttir. Sıklıkla yeşil bir cilde, up uzun saçlara ve ustura gibi keskin dişlere sahip bir varlık olarak tasvir edilir. Muhtemelen öğleden sonra yüzmek isteyen çocukların boğulmalarını önlemek adına nehirlerden uzak tutmak için uydurulmuştu. Slavlar’da “Rusalka” Japonlar’da “Kappa”, Avustralya’da “Bunyip” ve Jamaika’da “River Mumma” (Nehrin Annesi) adıyla çok benzer cadı figürleri bulunuyor ve hepsinin de aynı amaca hizmet ettiği düşünülüyor.

6Chedipe


Sanskritçe’de “fahişe” demek olan Chedipe, bir tür cadı-vampir. Chedipe doğum sırasında ölen veya intihar eden ve tıpkı “succubus” gibi erkeklerin rüyalarına girip, onlarla sevişen varlığın Hintliler’deki karşılığı. Godavari Nehri civarındaki geleneklerde kendine yer bulan Chedipeler, Hindu tapınaklarında tanrılara adanmış olarak yaşayan ve genellikle “tapınak fahişeleri” olarak görülen “devadasi”ler ile ilişkilidirler. Bazıları ölümsüz olabilir. Yalnızca doğumda ölen ya da intihar eden kadınlar ve fahişeler Chedipe olabilirler. Ayışığında bir kaplan sırtında seyahat eder. Bir evin kilitli kapılarını sihirle açar ve çıplak halde içeri girdiğinde hiçbir ruh uyanmaz ya da onu fark etmez çünkü ev sakinlerini büyü yaparak derin bir uykuya sokar. Daha sonra erkeklerin kanını ayak başparmağından emer ve hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Bazı gelenekler, onun evin en güçlü erkeğini seçtiğini söyler; bazıları ise yalnızca hoşlanmadığı erkekleri hedef aldığını… Kurban sabah uyandığında Chedipe’nin ziyaretine ilişkin hiçbir şey hatırlamaz. Tedavi görmezse Chedipe onun için geri gelecektir. Bazı anlatılarda mağdurun kan ve enerji kaybını telafi etmeden önce Chedipe’nin defalarca geldiği ve en sonunda ölünceye dek kurbanını giderek zayıflattığı söylenir. Chedipe kurbanına cinsel haz verir ve kurbanın eşinin zihninde sadakatsizlik şüphesi uyandırarak ona da işkence eder. Ayrıca kurbanının dilini çekerek onu anında öldürebilir ya da ciltte yaralar açabilir. Bazen tek bir bacağı insan bacağı olan bir kaplana dönüşebilir ve ormandaki insanlara saldırabilir. Bu formu “murulupuli” (büyüleyici kaplan) olarak bilinir. Kişi silahla karşılık verirse kaçar. Biri onu kaplan formundayken tanırsa; gerçek şekline geri döner ve ormandaki kökleri topluyor gibi davranır.

7Tuhaf Kızkardeşler


Shakespeare’in Macbeth’i, büyüler, ihanetler ve korkuyla dolu bir hikaye… Fakat hikayede ortaya çıkan ilk karakterler, hikayenin mihenk taşları Tuhaf Kızkardeşler denen üç cadı. Buradaki “tuhaf” kelimesi onları tanımlamak için yetersiz kalıyor; çünkü onlar aslında “kader” ile oynayan varlıklar dolayısıyla “Kader’in Kızkardeşleri” de diyebiliriz. Birer imha aracı gibi hareket ediyorlar ve sadece Macbeth’i yozlaşma ve paranoyaya sürüklemekle kalmıyor; İskoçya’nın tamamını, tek bir adamı iktidardan uzaklaştırmak için savaşa yolluyorlar. Son derece kötücül…

8Bell Cadısı


Amerikan folklorundaki bu en ünlü cadı hikayesi, bir kamp ateşinin etrafındayken anlatacağınız türden yaşanmış bir hikaye. Bell Cadısı’nın muhtemelen 1817-21 arasında John Bell’in Tennessee’deki evinde görülen bir hayalet olduğu varsayılır. Kendine Kate diyen bir hayalet, tipik bir Amerikan korku filminde olduğu gibi, hane halkına çeşitli saldırılarda bulunur. Hayaletin konuşabildiği, fiziksel çevreyi etkileyebildiği, nesnelerin formunu değiştirebildiği, aynı anda birden fazla yerde bulunabildiği, mesafeleri çok hızlı katettiği ve kehanetlerde bulunduğu kayıt altına alınmış bazı özellikleri… En sonunda da John Bell’i ilaç gibi görünen bir zehirle öldürür. Tipik olmayan ise, o güne kadar böyle bir olay, ne görülmüş ne de duyulmuştur.

9 Hecate (Hekate)


Hekate, Antik Yunan büyü tanrıçası. Aynı zamanda cadıların, büyücülüğün, zehirli bitkilerin tanrıçası ve bir dizi başka ilginç özellikler taşıyor. Hekate, Ay ve gecenin tanrıçası olduğu kadar ölüler ve yerlatı ile de ilişkili. Titan Perses ile Asteria’nın kızı. Zeus dünyayı, kendisi gökyüzünü, kardeşi Poseidon denizleri, Hades ise yeraltını alacak şekilde paylaştırdığında, tanrıça Hekate’ye bu üç bölgede de etkin olma yetkisi verir. Bu sebeple isimlerinden biri olan “Trimorphis” onun üç başlı ve üç vücutlu olarak tasvir edilmesini ifade eder. Korkuyla karışık bir saygı uyandıran Hekate’ye, özellikle erken Hristiyanlık döneminde birçok olumsuz anlam yüklense de, günümüzün Neopaganizm’inde sevilen bir tanrıça. Büyücülük tümüyle onun alanına girdiğinden, Yunan mitosundaki kötü iblislerin ve ruhların gazabını önlemek için adına tapınaklar inşa edilmiş. Peki onu bu kadar korkunç yapan nedir? O büyücülerin tanrıçası. Eğer gerçekten varolsaydı, Avrupa’da ya da Amerika’da Salem’de cadılıkla suçlanan muhtemelen son derece masum kadınların yakılmasını hiç hoş karşılamayacaktı.

10 Graiai ve Moirai


“Kaderin cilvesi” dediğimiz şeyi anlayan iki ayrı cadı kardeşler üçlüsü. Bu altı kişilik grup sık sık bir araya geldiklerinden iki farklı kardeş gruptan tek bir maddede bahsedeceğiz. Morai, kaderin çarkını döndüren beyazlara bürünmüş üç kızkardeş olarak tasvir edilir: Clotho (Atlayıcı), Lachesis (Toplayıcı) ve Atropos (Değiştirilemez). Doğumdan ölüme kadar her ölümlü hayatın ana hatlarını kontrol ederler. Zorunluluk denen olgudan bağımsız olarak kaderi yönlendirirler ve ebedi kanunlarla her ölümlüye verilen kaderin engeller olmadan ilerleyebilmesini sağlarlar. İster ölümlü, ister tanrı olsun herkes onlara boyun eğmek durumundadır. Bazı kaynaklar Zeus’un onları yönetebilen tek varlık olduğunu söylerken, bazıları onun da diğerlerinden farksız olarak Moirai’nin emirlerine bağlı olduğunu öne sürer. Diğer taraftan Graiai ya da “Gri cadılar”, bir göz ve bir dişi aralarında paylaşmaya çalışan gözleri ve dişleri olmayan, kötü ve huysuz üç kızkardeştirler. Bu göz ve dişi sırayla kullanırlar. Perseus sahip oldukları o tek gözü çalarak onlara, Medusa’nın yerini zorla söyletmiştir. Adları Deino (veya Dino), Enyo ve Pemphredo (veya Pephredo)’dur. Kader hakkında derin bilgi sahibidirler fakat onu kontrol etme ya da ona müdahale etme güçleri yoktur.

11Pontianak


Malezya ve Endonezya geleneklerinde birbirinden farklı olarak, doğum sırasında ölen kız çocuklardan veya hamileliği sırasında ve doğururken ölen kadınlardan oluştuğuna inanılan Pontianaklar, dünyaya, kolayca baştan çıkardıkları erkeklerin ve hamile kadınların etine bayılan vampir hayaletler olarak geri dönerler. Endonezya’daki inanca göre; “Kuntilanak” denen benzer varlıklar, genellikle bir kuş biçimi alır ve bakire ve genç kadınların kanını emer. Pontianak’a, Bangladeş, Hindistan ve Pakistan’da “Churel veya Churayl” denir. O coğrafyada o derece ünlüdür ki; Endonezya’daki Pontianak şehri, bu coğrafyadaki ilk müslüman sultan olan Şerif Abrurrahman El Kadiri ve ordusuna saldıran Pontianaklar’ın yuvasıymış. El Kadir’i onları kendi yuvasında sıkıştırdıktan sonra, bulundukları yere bir cami ve saray inşa ederek buraya yerleşmiş ve şehir, bu binalar etrafında gelişmiş. Bu tüyler ürpertici varlıklar, beyaz elbiseler giymiş, soluk tenli, uzun siyah saçlı, kırmızı gözlü, acayip güzel kadın formlarını alırlar; ağlamaları, onların varlıklarına işarettir: Eğer yüksek sesle ağladığı duyuluyorsa yakındadır; eğer ağlama sesi yumuşak geliyorsa, uzakta olmalıdır. Varlığı; çiçek kokusunu andıran mükemmel kokulu bir ortamın ardından yayılan çürüyen bir cismin kokusu gibi pis bir koku saçmasıyla tespit edilebilir. Kurbanını güzelliği ile mest edecek sonra da sivri tırnaklarını midesine daldıracak, iç organlarıyla beslenmeye başlayacaktır ve cinsel organlarını koparacaktır. Kurbanını, gece bırakılan çamaşırları koklamak yoluyla tespit eden Pontianaklar’ın gündüzleri muz ağaçlarında gizlendiklerine inanılır; o yüzden muz ağaçlarından uzak durulur ve geceleri dışarıda çamaşır bırakılmaz. Bir Pontianak’ı savuşturmak için, boynundaki deliğe bir çivi sokulmalıdır. Bu çivi çıkana kadar, güzel bir kadın ve iyi bir eş haline geldiğine inanılır. Hikayenin bazı versiyonlarında bu deliğin başının üzerinde olduğu söyleniyor.

12 Vodníci


Ya da Vodnik; bu listedeki yegane eril varlık. Su gulyabanisi. Evsizler gibi giyinen, insan ruhlarını bir kapta gururla saklayan Vodnici, Slavlara özgü bir varlık. Vodnici, yüzenleri boğmaya çalışmak dışında genelde tütün içmekle, havuzbaşlarında kart oynamakla, gezmekle vaktini geçiren, sanırsın ki eğlenceli bir çocuk! Fakat boğduğu insanların kapta taşıdığı ruhları, sonsuza dek onun mülkü haline geliyor.

13Encantado


Gerçekten seksi, uyuşturucu ve rock’n roll seven, hem çekici hem sevimli kız ya da erkek arkadaşın var mı? Peki, bu arkadaşın suya yakınlığı ile tanınıyor ve bir de uzun süre ortalardan kayboluyorsa; muhtemelen bir Encantado olabilir.  Portekizce’de “Tılsımlı” demek olan Encantadolar, Brezilya geleneklerinde, şekil değiştirebilen müzikal varlıklar ve kimi zaman kurbanlarını kaçırıp götürmek istedikleri sualtındaki “Encante” denen masalsı bir ülkeden geliyorlar. Bu nedenle, Amazon Nehri kasabalarının sakinleri suya yakın olmaktan korkuyor. Ayrıca pembe nehir yunuslarının da Encantado’nun sudaki memeli formu olduğuna inandıklarından, onlardan sakınıyorlar.

14Jorōgumo


Japoncada adının anlamı “fahişe örümcek” ve tam anlamıyla adının hakkını teslim eden bir hayalet varlık. Şekil değiştirebilen Jorōgumo, baştan çıkarıcı güzel bir kadın gibi ya da kimi zaman kucağında bir bebek taşıyan genç ve güzel bir kadın gibi görünerek çaldığı sihirli lavta ile erkeğin dikkatini dağıtıp kendi ağına çeker ve onu en sonunda yemek üzere yakalayıp ipeksi iplikleriyle sararak bir koza içine hapseder. Efsaneye göre; örümcek 400 yaşına geldiğinde, daha da büyülü güçler kazanır. Jorogumo , etrafı örümcek çocuklarıyla dolu, yarı örümcek yarı kadın şeklinde de tasvir edilir.

15Baba Yaga


Baba Yaga, çoğunlukla bildiğimiz cadı karakterdir. Slav folklorunda küçük çocukları kaçırdığına ve muhtemelen yediğine inanılır. Tavuk ayakları gibi dört ayak üzerinde duran bir kulübede yaşar, süpürgesiyle köylerin etrafında uçar. Slav mitolojisinde ayrıca kayıp ruhlara rehberlik etmek gibi bir görevi vardır. Rus masallarında Baba Yaga, akçaağaçtan yapılan bir süpürge ile havada süzülen bir cadı olarak tasvir edilir. “Baba” sözcüğü çoğu Slav dillerinde “yaşlı kadın” ya da “büyükanne” anlamına gelir. Yaga sözcüğünün ise Ural-Altay kökenli olduğu söylenir. Bulgar kültüründe “Yaga” adlı bir cadı figürü vardır.

16Poludnitsa-Lady Midday


Lady Midday, Slav mitolojisinde dişi tarla cin ve/veya cadısı. Tehlikeli bir güçtür ve sıcak günlerde tarlalarda çalışanlara acı çektirmek için uğraşır. İnanışa göre, genellikle uzun boylu bir kadın ya da beyaz giysili bir kız görünümünde ortaya çıkar. Dönen toz bulutlarının şeklini alır ve bir tül veya orak taşır. Çalışanların dinlenmekte olduğu öğle saatlarinde tarlada görünür. Çoğu zaman kurbanlarıyla sohbet ederek her hedefinin kaderini belirlemek için zor sorular sorar. İşçiler sorularına cevap vermez, konuyu değiştirmeye çalışır ya da yanlış yanıt verirse, Lady Midday onların başlarını keser ya da hastalığa maruz bırakır. Yaşlı bir adam, güzel bir kadın ya da 12 yaşında bir kız çocuğu gibi görünebilir. Yalnızca günün en sıcak saatlerinde ortaya çıktığına inanılan bu varlık, güneş çarpmasının bir yansıması gibi görünüyor.

17 Lilitu-Lilith


Yahudi mitolojisinde en erken gelişen figürlerden biri olan Lilith’in, Sumer, Akkad, Asur ve Babil’in çivi yazısı metinlerinde bulunan Mezopotamya dinindeki “lilitu” denen tarih öncesi çok eski bir kadın iblis sınıfından türetildiği söylenir. Lilith’in kelime anlamı “gece yaratığı”dır ve baykuşla özdeşleştirilir. Yahudi geleneklerine göre; Adem’in kaburgasından yaratılan uysal Havva’nın aksine Lilith, Adem ile aynı zamanda ve aynı şartlardan (yani topraktan) yaratılmış, onunla denk ve ona eşdeğer, ilk ve “eski” eşidir. Havva ile Adem cennetten kovulmadan önce cenneti terk ettiği için ölümsüzler kapsamındadır. 13. yy’da Haham Isaac Ben Jacob ha-Cohen’in yazdıklarına göre; Lilith, Adem’e boyun eğmeyi reddederek, Cennet’i terk etmiş ve Kızıldeniz yakınlarındaki bir mağaraya sığınarak başmelek Samael/Samuel ile birleşmişti. Talmudik metinlere göre cennetin ev sahiplerinden biri ve aynı zamanda onun koruyucusu olan Samael, suçlayıcı, baştan çıkarıcı, yok edicidir ve ölümün başrolünde olan, kimi yerlerde suçlayıcılık görevi ön planda olduğu için adı Satan/Şeytan olarak geçen hem iyi hem de kötü bir figürdür. Samael ile olan ilişkisinden ötürü her gün 100’den fazla çocuk doğurur ve Lilith’in evlatları olan bu cin, iblis, canavar çocukların dünyadaki kötülükleri arttırdığına inanılır. Adem Lilith’i geri getirmesi için Tanrı’ya yalvarır. Tanrı da Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli üç meleği elçi olarak gönderip evine dönmesini söyler Lilith’e. O kesinlikle dönmeyeceğini bildirince melekler, geri dönmemesi halinde her gün yüz çocuğunu öldüreceklerini söyleyerek tehdit ederler. Tehdit yerine getirilir. Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra Adem soyundan gelen bütün insan yavrularının, hamile ve doğum yapmakta olan kadınların baş düşmanı olmaya yemin eder. Sadece yakınında üç meleğin ismi veya sureti bulunan çocuklara dokunmayacaktır. Beşikteki bebeklerin ani ölümlerinin baş sorumlusu olduğuna inanılır. Türk Mitolojisi’ndeki Albız’a çok benzer. Hamile ve doğum yapmakta olan kadınlara musallat olarak düşüklere, ölü doğumlara ve annelerin ölümüne sebep olur; yalnız yatan erkekleri uykularında baştan çıkararak gördükleri erotik düşlerle boşalmaları sayesinde hamile kalır ve cin nüfusunun artmasına katkıda bulunur. Aynaları yurt edinip özellikle aynaya fazla bakan kadınları kendi tarafına çektiğine inanılır. Eşitlik iddiasında bulunan ilk “insan kadını” olması nedeniyle ortaya çıkan Lilith efsanesi, modern Batı kültüründe, feminizmde, edebiyatta, okültizmde, fantastik dünyada kendine önemli bir yer edinmiştir.

18BONUS: Maleficent-Malefiz


2014 yapımı fantastik film, “Uyuyan Güzel” masalındaki olayları, kötü cadı Malefiz’in gözünden anlatıyor. Bu yeni versiyonda esas kötü karakter, Angelina Jolie’nin canlandırdığı peri-cadı Malefiz değil, Prenses Aurora’nın babası, Kral Stefan’dır.

Yararlanılan Kaynaklar: 1234567891011121314151617181920212223242526

8 Maddede Yunan Mitolojisinin Yeraltı Tanrısı Hades

0

Karanlıkların ve yeraltının tanrısı Hades kulağa olumsuz çağrışımlar yapsa da Yunan mitolojisinde
başta olumsuz daha sonra ise olumlu noktalara taşınmış bir tanrı olma özelliğine sahip. Yunan
mitolojisinin en önemli tanrılarından Hades hakkında merak edilenlere yazımızın devamından
ulaşabilirsiniz.

1Hades’e yeraltı krallığı düşer


Kronos ve Rheia’nın oğlu ve aynı zamanda da Hades’in kardeşi olan Zeus, annesinin yardımıyla bir
komplo kurarak babasını tahttan indirir. Dünyadaki krallıkları bölüşürken Hades’e yeraltı krallığı
düşer.

2 Hades yeraltında oldukça cezalandırıcı davranır


Hades görünmezlik pelerini ile sık sık yeryüzüne çıksa da hakkında genellikle yeraltı dünyasına ya da
ölüme dair şeyler anlatılır. Yeraltı dünyası üç başlı köpek Kerberos tarafından korunur ve oraya
girenler gölgeler halinde dolaşırlar ve yeryüzüne asla çıkamazlar. Hades eğer kızdığı ölümlülerden
yeraltı dünyasına gelen olursa onlara inanılmaz işkenceler yapar.

3Tantalos Hades’in nefretini kazanmaya başlar


Lidya kralı Tantalos Zeus’un sevgisini kazanır ve Olympos’taki ziyafetlere sık sık katılmaya başlar.
Tantalos ziyafette bulunan yiyeceklerden çalar ve tanrıların konuştuklarını her yerde anlatır. Zeus
soğuk davranmaya başlar ama herhangi bir ceza vermez.

4Hades Tantalos’u cennet gibi bir köşeye yerleştirerek cezalandırmış


Tantalos büyük bir ziyafet düzenleyip tanrıları da davet eder, yemekler bitmek üzereyken tanrıların
yeniden dirilteceğini düşünerek oğlunu öldürüp etini sofraya koyar. Bunun üzerine yeraltı dünyasını
boylayan Tantalos’un cezası Hades tarafında kesilir ve cennet gibi bir yere koyulur. Burada her şey
bulunuyor ama Tantalos elini neye uzatsa ondan kaçıyor yani sınırsız nimetin içinde sonsuz açlığa
mahkum ediliyor.

5 İnsanlar Hades’i öfkelendirmekten korkardı


Hades’in en korkulan tanrı olduğunu dikkate alarak insanların onu sinirlendirmekten çekineceğini
söylemek gayet yerinde bir tespit olur. Eğer Hades’i sinirlendirecek bir şey yaptıklarını düşünürlerse
kara koyunları kurban edip derin yarıklardan içeri dökerek Hades’ten af dilerlerdi.

6Efsanevi Hades – Persephone aşkı başlar


Zeus ve bereket tanrısı Demether’in kızı Kore bir gün arkadaşlarıyla beraber çiçek toplamaya gider.
Tam göz kamaştırıcı bir nergis çiçeğini koparacağında yer yarılır ve siyah atlı arabasıyla Hades gelip
Kore’yi kaçırır.

7Hades Kore’nin adını Persephone olarak değiştirir


Yeraltının kuralına göre eğer ölüler ülkesinde bir şey yenirse yeryüzüne bir daha çıkılamaz. Hades
Persephone’ye nar ikram eder ve onun yeraltı dünyasında kalmasını sağlar. Demether kızını bulmak
için yollara düşer ve her şeyi bilen güneş tanrısı Helios’tan kızının yerini öğrenir.

8Yeryüzünün bütün dengesi bozulur


Demether kızını alamayınca hayata küser ve insanlık kıtlık tehlikesi yaşamaya başlar. Bu duruma
müdahale eden Zeus yılın üçte ikisinde Persephone’nin Demether’in yanında kalmasına üçte birinde
de Hades’in yanında kalmasına karar verir. Böylelikle Persephone her yeryüzüne çıktığında Demether
yeryüzünü canlandırır.

Zeus Kimdir? 7 Maddede Yunan Mitolojisindeki En Büyük Tanrı Zeus

0

O gökyüzünün, yağmurun, şimşeğin ve bulutların tanrısı… O sadece tanrıların değil, insanların da babası… Gücü her şeye yeten, tanrılar alemini yöneten, gökten yağdırdığı yağmur ile insanların dünyasına da bereket getiren Zeus elbette mitolojik bir karakter; ancak bu ona hayran olmaya engel değil elbette! Yunan mitolojisine göre Olimpos Dağı’nın en güçlü ve en önemli tanrısı olarak da bilinen Zeus’u sizler için boylu boyunca masaya yatırdık.

1Babasından saklanan bir bebek

Zeus’un ailesi; Yunan mitolojisinin en tanıdık isimlerinden oluşuyor; yeraltı tanrısı Hades ve deniz tanrısı Poseidon, Zeus’un özbeöz erkek kardeşleri. Buraya kadar her şey yolunda gibi görünebilir ancak önemli bir sorun var. O da babaları Kronos’un iktidar korkusuyla tüm çocuklarını yutup karnında saklaması! Zeus, annesi Rhea sayesinde kaçmayı başaran tek bebek…

2Girit Adası’nda geçen yıllar

Zeus’un çocukluğu boyunca Girit Adası’ndaki İda Dağı’nda saklandığı rivayet edilse de; hikayenin farklı versiyonları da yok değil. Bu kudretli tanrının keçiler tarafından mı yetiştirildiği yoksa Giritli çoban bir aile tarafından mı sahiplenildiği konusu biraz meçhul.

3Ve Titan Savaşları başlasın!

Zeus’un saklandığı mağaradan çıkması ise büyük Titan Savaşları’nın işaret fişeğini oluşturuyor. Uranüs’ün çocuklarını yer altından; kardeşlerini ise babası Kronos’un karnından kurtaran Zeus tozu dumana katarak tanrıların kralı haline geliyor.

4Esaslı bir çapkın!

Tek resmi evliliğini aynı zamanda kardeşi olan Hera ile yapsa da; Zeus mitolojinin kesinlikle en çapkın ismi. İstediği her şeyin kılığına girebilen Zeus; Hera için guguk kuşuna dönüşürken, Leda için kuğu, Demeter için geyik, Europa için ise boğa olmuş! Zeus’un çapkınları nedeniyle Hera’nın kıskanç ve kinci bir tanrıça haline gelmesi ve etrafına kötülük saçması ise sürpriz değil!

5Babaların babası

Mitolojik bir karakter hakkında konuşurken, Zeus’un oğlu ya da kızı mı diye iki kere kontrol etmelisiniz; çünkü Zeus’un çapkınlığının meyveleri öyle 1-2 tane değil. Athena, Artemis, Afrodit, Apollon, Ares ve Persephone; Zeus’un onlarca çocuğu arasında en çok bilinenleri.

6Bir eliyle şimşeği kavrayan adam

Zeus’a adam demek de ne kadar doğru bilinmez ama kaptırdık bir kere.. Kendisini konu alan sanat eserlerine göre bu haşmetli tanrı, her zaman elinde şimşekle ya da asayla tasvir edilen; siyah ya da gri sakallı, uzun boylu, uzun saçlı, kaslı ve güçlü bir adama benziyor, öyle diyelim.

7Merhametli ve adil

Bunca güç, kudret ve saltanata rağmen yine de gücü kardeşleriyle paylaşan; kendisi Olimpos Dağı’ndan gökleri yönetirken bir kardeşine suları, bir kardeşine yeraltını bağışlayan bu tanrının adaletinden pek sual olunmuyor. Zaman zaman korkunç cezalar verebilse de Zeus, sürgünü bitenleri yeniden bağrına basan, küstürdüğü eşlerinin gönlünü almak için çaba sarfeden merhametli bir karakter.

7 Maddede Antik Yunan Mitolojisi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

0
bty

Zeus, Eros, Hades ya da Afrodit… Söz konusu Yunan Mitolojisi ise bu isimlere aşina olmayan yoktur; ancak Eros’u sadece aşk dağıtan
oklarıyla, Afrodit’i ise dillere destan güzelliğiyle anmaktan öteye gidemeyiz çoğu zaman… Yunan
mitolojisi, dünyanın yaratılışından itibaren tarihin her anına efsaneler ve kahramanlarla ışık tutan
uçsuz bucaksız bir okyanus. Bu okyanusun en derinlerine dalmak ve kıymetli hazineler çıkarmak
isteyenler için Antik Yunan Mitolojisi hakkında mutlaka bilinmesi gerekenleri listeledik.

1 Kaos düzeni doğurur

bty

bty

Kaos teorisiyle daha önce haşır neşir olduysanız eğer düzensizliğin içindeki düzeni bilirsiniz. İşte bu
felsefenin kökleri, Yunan mitolojisine dayanır. Buna göre başlangıçta yalnızca Khaos adında dev bir
boşluk vardır. Khaos’tan ise Gaia (Yer), Gaia’dan Uranos (Gök) ve Pontos (Deniz) doğar…

2 On ikinin gizemi…


İsa’nın 12 havarisi, astrolojideki 12 burç ya da Yahudilerin 12 İsrail kabilesi… Tüm bunlara bir de
Yunan mitolojisindeki 12 tanrı eşlik edince durum iyice gizemli bir hal alıyor, öyle değil mi? Sayıları bir
türlü 13’ü bulmayan tanrılar listesi ise oldukça tanıdık: Zeus, Hera, Poseidon, Demeter, Afrodit,
Athena, Ares, Apollon, Artemis, Hephaistos, Hermes, Dionisos.

3 E Hades nerede?


yeraltı dünyasının ve ahiretin tanrısı olarak bilinen Hades’in durumu ise biraz karışık. Kendisinin
Olympos’un dışında, yer altında da sarayları olduğu için sürekli tanrıların yemek masasında yer
almıyor.

4Biri aşk mı dedi?


Yunan Mitolojisi’ne göre kadınların erkeklere duyduğu aşkı 12 tanrıdan biri olan Afrodit temsil ediyor.
Erkeklerin aşkının, şehvetin ve seksin sembolü ise yabancı değil. Afrodit’in oğlu Eros, bugünkü erotizm
kavramının da ilham kaynağı…

5 Apollon ve Artemis’in hikayesi


Antik Yunan’dan günümüze kalan tapınaklarıyla isimlerine aşina olduğumuz iki isim var sırada.
Apollon ve Artemis aslında ikiz kardeşler. Hatta Aydın’ın Didim ilçesinin adı da Ddyma (ikiz)
kelimesinden geliyor. Efsaneye göre Artemis Apollon’dan bir gece önce dünyaya geldi ve kardeşinin
doğumunda annesine yardım etti.

6Astrolojiyle yakın ilişkiler


Yunan mitolojisindeki efsanelerin hiç unutulmadan bugüne kadar gelmesinde astrolojinin de payı var.
Zeus yay, Kronos oğlak, Uranüs kova, Afrodit boğa ve terazi, Poseidon balık, Apollon aslan, Artemis
yengeç, Hermes ikizler ve başak, Ares koç, Hades ise akrep tarafından temsil ediliyor. Bir dahakine
burç yorumu okurken mitolojiye de göz atmakta fayda var.

7Ve dünyaya giden kapılar kapanır…


Tanrıların bugünkü akıbetini merak edenler için de bir efsane var elbette. Efsaneye göre, Olympos
tanrıları ile savaş tanrısı Ares arasında yaşanan büyük savaşta galip gelen tabi ki Ares oluyor. Yerin ve
göğün tek hakimi olma şansı varken, o Olympos tanrılarına başka bir şart sunuyor: Dünyaya giden
tüm kapıların kapanması! Olympos tanrılarından en büyüğü olan Zeus’un bunu kabul etmesi ile de bu
devrin sessiz vedası gerçekleşiyor.

Mitolojide Tanrılar Tanrıçalar Kahramanlar

0

Farklı kültürlerin farklı mitolojik hikayeleri ve tanrıları vardır. İnsan bilinçlendiğinden itibaren doğayı anlamaya çalışmış ona çeşitli anlamlar yüklemiş ve evreni kendince yorumlamıştır. Bazen bu yorumlamalara inançlar, duydukları, gördükleri öncülük etmiş ve hikayeleştirmiştir. Böylece mitler doğmuş ve algılama sistemimiz tamamen buna göre şekillenmeye başlamıştır. Öncelikle mitoloji nedir bir bakalım. 

İSKANDİNAVYA (NORVEÇ) MİTOLOJİSİ ;

İskandinav mitolojisi en genel anlamıyla İskandinav topluluklarının Hristiyanlık öncesi dinleri, inanışları ve efsaneleridir. Danimarka, İsveç, Norveç ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde yaşayan halkların atalarının kuşaktan kuşağa aktardığı zengin bir mitos öykü ve masal dağarcığı vardır. İskandinavya’da tapılan tanrılara ilişkin efsanelerin yanı sıra ‘Sağa’ denen ve kahramanların haydutların, hayaletlerin, canavarların deniz krallarının köylülerin cücelerin aşk ve serüvenlerinin anlatıldığı öyküleri de vardır. İskandinav mitolojisi günümüz dünyasında mitoslarda geçen tanrılar ve simgeler yönüyle oldukça bilinir bir durumdadır .Örneğin ’Yüzüklerin Efendisi’ kitap ve film serisi temeline bu mitosları oturtarak şekillendirilmiştir. Yazar Tolkien’in Orta Dünya (Middle Earth) adı İskandinav mitolojisindeki dokuz dünyadan insanlara ait olan Midgard’dan esinlenilerek yaratılmış. Cüceleri yaratan Äule demirciler tanrısı balta kullanan Thor’la önemli benzerlikler taşıyor. Tolkien’in kullandığı çoğu cüce adı ve bunların yanında Gandalf da İskandinav mitolojisi kökenli. Ayrıca Gandalf’ın tanrı Odin ile kimi benzerlikler taşıdığı görülüyor.

ROMA MİTOLOJİSİ ;

Roma İmparatorluğu Hristiyan olmadan önce Akdeniz’in tüm çevresini, ortadoğunun büyük bir kısmını fethedip yönetmeye başlamışlardır. Dolayısıyla tüm mitlerini bu insanlara götürdüler ve bir çok kültürü etkilediler. Tanrı Apollo’u duymayan yoktur. Yine hem bilimde hem sanatta ileri oldukları için günümüzdeki gezegen isimlerinden tutun da bir çok Latince terimin altında Roma Mitolojisi izleri vardır.

YUNAN MİTOLOJİSİ ;

Bilimde, sanatta ve felsefede açık fark önde olan Yunan kültürünün tanrılarını, tanrıçalarını neredeyse herkes biliyor. Çevresindeki tüm kültürleri etkileyen Yunanlıların baş tanrısı Zeus’u karısı Hera’yı, savaş tanrısı Ares’i bilmeyen yoktur. Bir çok kitap, film ve diziye konu olan Yunan Mitolojisi elbette dünya tarihinde önemli yerini koruyacaktır.

Avrupa ve Britanya adalarında yaygın olan mitolojileri başlıklar olarak sıralamak istersek, KELT MİTOLOJİSİ , İRLANDA – KELT MİTOLOJİSİ , GALLER MİTOLOJİSİ , ESKİ KELT/GALLER VE İNGİLİZ MİTOLOJİSİ , Galler Mitoloji Karakterleri , İrlanda Mitoloji Karakterleri , İskoç Mitoloji Karakterleri gibi başlıklarda toplayabiliriz. Her sayfada detaylı olarak anlatılacaktır.

JAPON MİTOLOJİSİ ;

Günümüzde genellikle ana akım olarak bilinen Japon mitleri Kojiki, Nihon Shoki ve bazı tamamlayıcı kitaplara dayanmaktadır. Kojiki Japonya’nın mitleri, efsaneleri ve tarihi hakkındaki en eski metinlerdir. Shintōshū ise Budist bakış açısıyla Japon tanrılarının kökenini açıklamaktadır.

POLİNEZYA MİTOLOJİSİ ;

Ünlü Paskalya Adası Heykelleri ile bilinen bu bölgenin mitolojisini sayfalarımıza almazsak büyük eksiklik hissedecektik.

SLAV MİTOLOJİSİ ;

Yunan ya da Mısır mitolojisinin aksine, Slav mitolojisi çalışmaları için ilk elden bulunabilecek kaynak azdır. Bazı çelişkili teorilere rağmen (örneğin Veles Kitabı) Slavlar’ın Kiril ve Metodius’un 862’te Slav topraklarına gelişlerinden önce herhangi bir alfabeye sahip oldukları kanıtlanamamıştır. Bu durum, bütün orijinal dini inanışların ve geleneklerin nesilden nesile sözlü kültür aracılığıyla geçmesine neden olmuştur.

ÇİN MİTOLOJİSİ ;

Tarihçiler Çin mitolojisinin MÖ 12. yüzyıl sıralarında oluşmaya başladığını varsaymaktadır. Çin mitolojisinin en önemli kısmı ise yazılı dönemde ortaya çıkmıştır. Çin mitolojisi, yaratılış mitleri, halk söylenceleri ile folklorik öğeler, tarihi olaylarla karışmış bir mit yapısı, efsanevi, tanrısal krallar barındıran yapısı ile göze çarpar.

AMERİKAN MİTOLOJİSİ ;

Amerika kıtasındaki mitolojiler buradaki çoklu kültürler kadar çeşitlidir ve bazıları kıtanın dışına taşınmıştır. Kuzey Kutbu’ndaki yaratılış zamanında hayvan-insan varlıklarına hürmet edilmekteydi. Çünkü yaşayan her şey güç bağlantılıdır ve efsanevi inançlar doğal dünyaya yayılır. Kuzey ve Güney Amerika mitolojileri birbirinden çeşitli ve farklıdır. Aztek, Maya, Çipça ve İnkaların yanı sıra Kuzey ve Güney Amerika Yerlileri dağınık kabileler halinde yaşarlardı. Tek bir büyük uygarlıkları ve gelişmiş mitolojileri yoktu. Genellikle bitki ve hayvanlarda bir çeşit sihirli ya da olağanüstü gücün yaşadığına inanırlardı.

Amerikan kabileleri, 1500’lerde toprakları İspanyollar tarafından işgal ve fethedildiğinde Orta ve Güney, 1500-1800 yılları arasında Fransızlar ve İngilizler tarafından işgal ve fethedildiğinde ise Kuzey Amerika’da yaşamış ve bugün de varlıklarını sürdüren topluluklardır.

GÜNEY PASİFİK MİTOLOJİSİ ;

Avustralya ve çevresinin tanrıları ve mitleri.

HAVAİ MİTOLOJİSİ ;

Tüm Hawaii mitolojisi ve efsaneleri, Volkan Tanrısı Pele ile Yağmur Tanrısı Na Maka arasındaki çatışma üzerine kurulu… Bu çatışma, aslında adaların “jeolojik kaderini” de belirliyor… Bilindiği gibi, volkanik adalarda erozyon belli bir süre devam ediyor, ama bir süre sonra ateşin yaratıcı etkisi yağmur ve okyanus sularıyla birlikte yavaş yavaş yok olmaya başlıyor.

MISIR MİTOLOJİSİ

Mısır dini, ibrahimi dinler öncesi, yaklaşık 3 bin yıldan uzun bir süre Mısır’daki insanların inançlarının ve dini uygulamalarının bütünüdür.

SÜMER MİTOLOJİSİ ;

Sümerler mezopotamya panteonunu tanrılarını ilk kez yaratan toplumdur. Sümer inanışında her eylem için bir tanrı yer almalıydı ve bu sebeple binlerce tanrı bulunmaktaydı. Ancak bu tanrıların piramit şeklinde hiyerarşik bir yapı içerisinde yer aldıkları da düşünülmekteydi. En başta Kral tanrı Enlil, O’nun yanında başvezir olarak Enki olarak görünmekteydi.

Güneş tanrısı Utu her şeyi görür, adaleti korur, insanlara yardım eder. Bilgelik ve su tanrısı Enki insanların ve sihirbazların koruyucusudur. Venüs yıldızını simgeleyen tanrıça İnanna aşıkların ve savaşçıların koruyucusudur.

Sümerlilerden Samilere geçen kültür aktarımında, Sümer tanrılarının isimleri değişerek Samilerde de karışımıza çıktığını görmekteyiz. Birkaç örnekle açıklayacak olursak Sümerlilerdeki Enki, Akadlılar da Ea adı verilen küçük kardeş, becerileri nedeniyle Tanrı Enlil’in veziri yani başvekili konumundaydı. Tüm tanrıların anası olan, serbest özgür aşkın koruyuculuğunu üstelenen güçlü ve doğaüstü görülen Sümerlilerin İnanna’sı Akadların İştar’ı idi. Sümer gökyüzü tanrısı olan An’ı Babil’de Anu olarak görmekteyiz.

ARAP MİTOLOJİSİ ;

Arap mitolojisi, Arapların İslamiyet öncesi çoktanrılı inanç ve söylencelerini konu almakla birlikte Hıristiyan, Yahudi ve İran dinlerinin de etkisinde kalmıştır. Samilerin bir kolu olan Arapların mitolojisinin bir özelliği de Sümer ve Mezopotamya mitolojisiyle devamlılık konumunda olmasıdır. Toplumların yaşamlarında bir sonraki kültür öncekileri yok etmez, Kutsal anlatılar alındıkları kaynaktan birtakım değişimlerle gelecek nesillere aktarılır ve devam ettirilir. Ayrıca o dönemde çevre bölgelerde yaşayan toplulukların mitolojileri ve inançları da Arap mitolojisiyle büyük oranda etkileşim gösterir. Arapların inanç sistemlerini oluşturmada diğer semitik toplumlarla etkileşim çok önemli roller oynamıştır.

HİNT MİTOLOJİSİ ;

Nepal ve Hint kültürünün bir alt kümesi olarak algılanan Hint mitolojisi, tekdüze bir yapıdan çok farklı gelenek, sınıf, felsefe ve coğrafyaya sahip insanların bir araya getirdiği öyküleri temsil etmektedir. Kutsal metinler olan Vedalardan beslenmektedir.

TÜRK MİTOLOJİSİ ;

tarihi Türk halklarının inanmış oldukları mitolojik bütüne verilen isimdir. Eski efsaneler, Türk halklarının eski ortak inancı Tengricilikten ögeler taşımaktan ziyade sosyal ve kültürel temalarla doludur. Bunların bazıları sonradan İslâmî ögeler ile değiştirilmiştir. Dünyanın en eski edebi belgelerinden biri olarak geçen Dede Korkut destanlarının orijinal yapıtları, Vatikan ve Dresden kütüphanelerinde bulunmaktadır. Ege ve Anadolu Uygarlığı mitolojisi ile benzerlikler taşımaktadır.

Türk mitolojisi, birçok araştırmacıya göre aynı Tengricilik’te de olduğu gibi tektanrıcı bir temelden, zamanla çoktanrıcı bir biçime doğru gelişmiştir. Ayrıca tarihi Türk halklarının temasa geçtikleri Zerdüştlük, Mani dini ve Budizm de Türkler’in mitolojisinden izler devralmıştır. Bu yüzden genel bir tanım olan Türk mitolojisine, inançtaki farklı unsurlar göz önünde tutulursa “Türk Mitolojileri” demek daha doğru olabilir.

Yunan Mitolojisin Denizler Tanrısı Poseidon Hakkında 8 Bilgi

0

Denizler, depremler, fırtınalar ve atların tanrısı Poseidon kötü huylu, karamsar ve açgözlü tanrılardan biri olarak kabul edilir. En bilinen özelliklerinden biri de kendisine hakaret edildiğinde intikamını almadan durmamasıydı. Yunan mitolojisinin en önemli tanrılarından Poseidon’un ilgi çekici özellikleri yazımızın devamında…

1Zaman Tanrısı Kronos ve Rhea’nın oğlu


Zeus ve Hades’in erkek kardeşi olan Poseidon Olympos tanrıları arasında yer alıyor. Sembolü at, boğa, balık, üç dişli yaba ve yunus balığı olan Poseidon genellikle sakallı ve keçe saçlı yaşlı bir adam olarak tasvir edilir.

2Poseidon’un deniz tanrısı olduğu savaş


Titanlar Savaşı yaşanırken kardeşi Hades’le beraber diğer kardeşi Zeus’u destekler. Kylopların Zeus’a şimşeği silah olarak vermeleri sonucunda Zeus savaşı kazanır ve üç kardeş dünyayı gökler, denizler ve yeraltı şeklinde aralarında bölüşürler. Hades’e yeraltını, Zeus’a gökleri ve Poseidon’a da denizleri yönetmek düşer.

3Poseidon denizin dibinde otururdu


Deniz tanrısı Ege’de bulunan Eğriboz Adası açıklarında altın yeleli atlarıyla beraber denizin dibinde değerli taşlardan inşa edilen bir sarayda yaşıyordu. Atlarıyla beraber denizin dalgaları üzerinde savaş arabası sürüyordu ve arabasının geçeceği yerler dümdüz ve hareketsiz duruyordu.

4Truva Savaşı’nda Poseidon

4×5 original

Truva şehrinin surları Apollon ve Poseidon tarafından yapılır ama Truva kralı Laemedon tanrılara söz verdiği ödülü vermediği gibi aynı zamanda da onları tehdit eder. Öfkeden gözü dönen Poseidon şehre bir deniz canavarı gönderir ama canavar Herakles tarafından öldürülür. Truva Savaşı çıktığında bunu bir fırsat bilen Poseidon ölümlü kılığına girerek Yunanlıların arasında savaşa katılır.

5 Atlar ve Poseidon


Yunan mitolojisinde aynı zamanda da atların atası ve koruyucu olarak kabul edilen tanrı, insanlara atları yularından tutarak nasıl kullanabileceklerini öğretir. Poseidon’un altın yeleli atlarıyla sürdüğü savaş arabasına bakarak savaş arabacılarının da dostu olduğunu söylemek mümkün.

6Deniz tanrısının Athena ile aralarında geçen çekişme


Anlatılan efsanelere göre başkent Atina’nın koruyuculuğu ve baş tanrısı olmak konusunda yeğeni Athena ile çekişir. Bu konunun çözümü için bir araya gelen tanrılar şöyle bir karar verirler, hem Poseidon hem de Athena insanlara birer hediye verecekler ve bu hediyelerden hangisi insanların daha çok faydalanabileceği bir şey olursa Atina o hediyeyi verenin olacak.

7Poseidon Atina’yı Athena’ya kaptırır


Bir efsaneye göre Posidon hediye olarak atları meydana getiriyor bir diğer efsaneye göre ise yabasını yere vurarak insanların hiçbir işine yaramayan bir deniz kuyusu ortaya çıkarıyor. Athena da kendi yarattığı zeytin ağacını hediye olarak veriyor ve kazanan Athena oluyor. Bu duruma çok içerleyen Poseidon Atina’nın bulunduğu bölgeyi sular altında bırakıyor.

8Peki Poseidon’un anlamı nereden geliyor?


Poseidon kelimesinin anlamı net olarak bilinmiyor fakat en mantıklı açıklama efendi anlamına gelen “posei” ve su anlamına gelen “davon” sözcüklerinin birleşimiyle oluşması. Poseidon Roma’da da Neptün adıyla itibar görmeye devam eder.

Gururla Koleksiyonunu Gösterdiğimiz Pulların Ortaya Çıkış Hikayesi

0

Pul koleksiyonları bazıları için çok büyük bir tutku, bazıları içinse bir “bize gidelim mi?” deme aracı. Merveler’de kalma sürecini hızlandıran bir anahtar olması dışında dünyada en çok koleksiyonu yapılan ürün…

Peki zarfların üzerine yapıştırılan bu küçük kağıtçıklar hangi ihtiyaca karşılık olarak ortaya çıktı? Günümüzde büyük oranda geçerliliğini yitiren bu nostaljik simgeler dünyada ve ülkemizde ne zaman kullanılmaya başlandı? Pul’un hikayesine şöyle bir göz gezdirelim…

İlk olarak 1840’ta Birleşik Krallık’ta ortaya çıkmıştı


Görseldeki pul dünyanın ilk posta pulu olarak kabul edilen “Penny Black”. Birleşik Krallık ve İrlanda’da posta reformcusu olarak anılan Rowland Hill tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Önceden posta ücretini postayı alan kişi ödüyordu


Sonradan postayı gönderenin posta ücretini ödemesine ve bu ücretin ödendiğini göstermek için gönderinin üzerine posta pulu yapıştırılmasına karar verilmiştir.

Bir penny’lik olan Penny Black’ten sonra iki peni değerinde olan “İki penilik mavi” çıkartılmıştır


Bu pulun da üzerinde yine Kraliçe Victoria’nın resmi vardı.

Bu ilk pullarda kolayca kopmasını sağlayan tırtıklı kenar şeritleri yoktu


Kullanacak olan kişi öncesinde makas maharetiyle kesmek zorundaydı.

Ayrıca pulların üzerinde Birleşik Krallık gibi ülke belirten bir yazı yoktu


Bugün bile pullarının üzerinde ülke adı belirtilmeyen tek ülke Birleşik Krallık’tır.

Amerika’nın ilk posta pulu


Ülkenin kurucu babalarından George Washington ve Benjamin Franklin resimleri kullanılmış.

Gelelim cennet vatanımıza


Görseldeki ilk pullarımızın üzerinde dönemin padişahı Sultan Abdülaziz’e ait tuğra bulunmaktadır. Tuğranın altındaki hilalin içinde ise Devlet-i Aliye-i Osmaniye yazılıdır.

İlk Türk posta pulları ise 1862 yılında Darbhane-i Amire’de taş baskı tekniği ile basılmıştır


1976’da imparatorluk vurgusu yapılan, batı yazı karakterlerinin de kullanıldığı pullar basılmaya başlanmıştır

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk pulunda ise tuğranın yerini ay yıldız alıyor


Cumhuriyetin ilk pul basımı yıldız ve ayı belirten bir seriydi. Bir dereceye kadar Duloz basımını anımsatıyordu. Bu basım 1863 yılından 1922 yılına kadar Türkiye’nin pek çok puluna bir dizayn unsuru olmuş olan Tuğra kullanımının sonunu işaret ediyordu.

100 kuruş değerindeki bu pulda da bağımsızlığımızın mimarı olan Mustafa Kemal Atatürk var


1931 yılında Türkiye, Mustafa Kemal’i gösteren çağdaş bir pul basımına başladı. Mustafa Kemal bundan sonra Türkiye pullarının genel konusu olmaya devam edecekti.

Fransa’nın ilk posta pulu

Hindistan’ın ilk posta pulu

İspanya’dan nostaljik posta pullar

Avustralya’dan kraliçeli pullar

Ve son olarak Nazım Hikmet Ran anısına 2016’da basılan pul


2016’da basılan bu pul, Türkiye’de Nazım Hikmet Ran için basılan ilk pul olma özelliği taşıyor.