Ana Sayfa Blog

18 Adımda Şampiyon Beşiktaş’ın Dünden Bugüne Tarihi

0

Bugün Türk spor tarihine adını altın harflerle yazan bir büyük takımın tarihini anlatacağız. Fazla söze gerek duymadan bu şanlı tarihi bir kez daha şampiyonlukla taçlandıran Beşiktaş’ı kutlarken sizi listemizle baş başa bırakıyoruz.

Jimnastik yapan gençler

1902 yılı sonbaharında Beşiktaş Serencebey Mahallesi’nde, o zamanın Medine Muhafızı olan Osman Paşa’nın konağının bahçesinde, 22 kişilik genç bir grup haftanın bazı günlerinde toplanıp jimnastik hareketleri yapmaya başlar. Başta Osman Paşa’nın oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket ile Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri’nin de aralarında bulunduğu mahalle gençleri özellikle barfiks, paralel, güreş, halter, aletli ve aletsiz jimnastik gibi sporlarla ilgilenirler.

 İstibdat devri ve spor

İkinci Abdülhamit’in istibdat yönetimi altındaki o yıllarda, siyasi hareketler nedeniyle her türlü toplantıdan ürkerek, her yerde hafiyeler dolaştıran Padişahın adamları Serencebey’deki bu toplanmaları haber alınca, spor yapan gençleri bir baskınla toplayarak karakola götürürler. Ne var ki bu sporcu gençlerin bir kısmının saraya yakın ya da sarayda görevli kişilerin çocukları olması, ayrıca o dönemlerde kötü gözle bakılan futbolu oynamamaları ve sadece beden hareketleri yaptıklarını belirtmeleriyle gergin durum yumuşar ve gençler serbest bırakılır.

Arabacı takımı mı, arabalı takım mı?

Beşiktaş’ı kuranlar saraya mensup ailelerin birer ferdidir. Her biri devrin ileri gelenlerinin çocukları olan bu paşazadeler, idman yeri olan Osman Paşa Konağına gidip gelirlerken Dolmabahçe Sarayının atlı arabalarını kullanmaya başlarlar. Her hareketin göze battığı ve dedikodu mevzusu olduğu o günlerde, saray arabalarıyla haftanın belli günlerinde yapılan bu seyahatler, halkın Beşiktaşlı sporculara “saray arabalıları” veya “arabalılar” şeklinde isimler takmalarına neden olur. İşte bu “arabalılar” tabiri zamanla rakip takım taraftarlarınca “arabacılar, arabacı takımı” şekline dönüştürülerek olumsuz bir imaj yaratılmaya çalışılır.

Bereket Jimnastik Kulübü

Saray çevresinden Şeyhzade Abdülhalim Paşa bu sporcuları destekler ve sık sık antrenmanlara giderek gençleri seyretmeye başlar. Devrin ünlü boksör ve güreşçisi Kenan Bey de antrenmanlara gelerek gençlere güreş ve boks hareketleri öğretir. 1903 Mart’ında ise özel bir izinle Bereket Jimnastik Kulübü kurulur. 1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla başlayan özgürlük havasında sportif hareketler de biraz daha serbestlik kazanır.

Meşrutiyetle gelen rahatlık

31 Mart 1909’daki siyasi olaylardan sonra Edirne’de bulunan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, Hareket Ordusu ile İstanbul’a gelirler. Siyasi olaylar yatıştıktan sonra iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey’de jimnastik yapan gençleri bularak birlikte spor yapma fikrini onlara kabul ettirir.

Güçlü spor kulübü

Fuat Balkan, Beşiktaş-Ihlamur’daki evinin altındaki yeri kulüp merkezi yapar ve Bereket Jimnastik Kulübü’nün adı Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü olarak değiştirilir. Böylece jimnastik, güreş, boks, eskrim ve atletizmin ön planda tutulduğu güçlü bir spor kulübü kurulmuş olur. Fuat Bey’in iyi birer Eskrimci olan arkadaşları Refik ve Şerafettin Beyler de kulübe katılırlar.

İlk tescilli spor kulübü

Bu arada Beyoğlu Mutasarrıfı Muhittin Bey’in teşvikiyle Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü, 26 Ocak 1911 tarihinde tescil edilen ilk Türk spor kulübü olur. Semtin gençlerinin bu spor kulübüne ilgisi gittikçe büyür ve spor yapan üyelerin sayısı bir anda 150 kişiye yükselir. Kulübün merkezi de Ihlamur’dan Akaretler’deki bir binaya taşınır. 1900’lü yılların başında art arda kurulan üç büyük spor kulübünden olan Beşiktaş 1911 yılında ilk tescil edilen kulüp olması nedeniyle, armasında Ay-Yıldız taşıma hakkına sahip tek kulüp olur. Başka hiçbir Türk Kulübü’nün böyle bir hakkı yoktur.

Futbola başlayan ilgi

Kulübün faaliyetlerini hızlandırdığı ilk dönemlerde futbol gölgede kalsa da 1910’lu yılların sonundan itibaren kulüpteki atlet ve jimnastikçiler futbola daha fazla ilgi duyup, kendi aralarında maçlar yapmaya başlarlar. O yıllarda gençliğin ilgisi de yavaş yavaş futbola kayar ve Beşiktaş Kulübü’nün az ilerisinde Valideçeşme ve Basiret gibi iki güçlü futbol takımı kurulur. 1911 Ağustos’unda Valideçeşme Futbol Takımının başkanı ve kurucusu olan Ahmet Şerafettin Bey futbolcularıyla birlikte Beşiktaş Kulübü’ne katılır. Beşiktaşlı gençlerin kurduğu futbol takımlarını tek bir çatı altında toplamayı amaç edinen Şeref Bey’in girişimleri sonucu, Basiret Kulübü de Beşiktaş’a katılır.

İşgal altında bir şehir

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle sağ kalan sporcular semte ve Kulübe dönmeye başlarlar. Futbol Şubesi’nin kurucusu Şeref Bey de Romanya cephesinden geri döner. İstanbul’un düşman işgalinde olduğu yıllarda çeşitli sıkıntılar çekilir. Daha önce bir kilise binasına taşınan kulüp malzemelerinin bir kısmı yağma olmaktan kurtarılıp Akaretler’de başka bir binaya nakledilir. Bir taraftan da düşmanla yapılan Milli Mücadele’ye yardım edilir. Bütün bunlar olurken futbol takımı da Şeref Bey tarafından tekrar güçlü hale getirilir.

Siyah-Beyaz

Yıllardır Beşiktaş’ın ilk renklerinin kırmızı-beyaz olduğu, Balkan Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından siyah-beyaz olarak değiştirildiği söylenir. Beşiktaş tarihi ile ilgili birçok kaynakta böyle yazmaktadır. Ancak Beşiktaş’ın 100. yıl belgeselinin hazırlanması sırasında yapılan ayrıntılı araştırmalarda, kırmızı rengin kullanılmadığı, takımın renklerinin her zaman siyah-beyaz olduğu yönündeki belgeler ağırlık kazanmıştır.

Atatürk’ün ilgisi

Mustafa Kemal kurucularının zabit, yaptıkları sporların güreş, eskrim, gülle, aletli jimnastik, boks, halter, barfiks olmasından dolayı İstanbul’a geldiğinde Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü ile ilgilenir. Fakat O’nu daha çok ilgilendiren, bu gençlerin devrin istibdat yönetimine rağmen bir araya gelmeleridir. Atatürk’ün bu şekilde Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü’ne bağlılığı artar. Öyle ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün, kuruluş aşamasında katıldığı bir İttihat-Terakki toplantısında şu tenkitlerde bulunduğu rivayet edilir: “Beşiktaş Osmanlı Terbiye-i Bedeniye kadar olamadınız. Bir programınız ve lideriniz yok.”

Ve Atatürk’ün takdiri

Mustafa Kemal Atatürk; Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı görevine başlamadan önce 1916′nın ilk günlerinde Akaretler’deki evinin arka kapısından Beşiktaş Jimnastik Kulübü idman sahasına iner. Ahmet Fetgeri ile Fuat Balkan Beyler’i yanına çağırıp, kendileriyle şu konuşmayı yapar: “Efendiler; sizlerin ve sporcularınızın ciddi çalışmalarını, çeviklik ve maharetlerini uzun zamandan beri büyük bir zevkle, dikkatle izliyorum. Spordan yoksun bir gençlik nasıl ki vatan müdafaası sırasında etkili olamıyorsa, insan denen varlığın kafa yapısı da ne derece tekâmül ederse etsin, bedeni ikişâfı noksan ve yetersiz olursa o vücut o kafayı ileriye götüremez, taşıyamaz. Bugün bünyenizde toplayıp, ilmi metodlarla yetiştirmeye çalıştığınız bu gençler, tam anlamda bedenen ve fikren geliştikleri zaman vatan müdafaasında, ilmi sahalarda olduğu gibi spor alanlarında da Avrupalı hasımlarına Türk’ün ölmez gücünü ispat edeceklerdir. Sizi candan kutlar, başarılarınızı her zaman duymak isterim.”

Zübeyde Hanım’la

Atatürk’ün Beşiktaş takımına duyduğu güven ve sevgi öylesine çoktur ki Selanik’ten getirip Akaretler’deki evine yerleştirdiği annesi Zübeyde Hanım’ı, Anadolu’ya giderken onlara emanet eder. Onlar da bu görevlerini layıkıyla yerine getirip bu zor günlerde Zübeyde Hanım’ı hiç yalnız bırakmazlar.

Olimpik değerler

Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Türk halkına olimpik değerde spor sevgisini kazandıran ilk kulüp olma onurunu da taşır. Bunun önemli nedeni 1903’deki kuruluşundan 1911 yılındaki tesciline kadar futbol etkinliği göstermemesi, buna karşın atletizm, jimnastik, halter, barfiks, boks gibi spor dallarında eğitime ağırlık vermesidir. Spor ve sportmenlik kavramları Beşiktaş çatısı altında uzman hocalar tarafından gençlere aktarılmış, bu anlayış daha sonra halka da yansımıştır.

Kara Kartallar

Son iki sezonun şampiyonu Beşiktaş, 1940-41 sezonuna gençleştirilmiş ve yenilenmiş kadrosuyla girer. Haftalar ilerledikçe puan farkını açan Beşiktaş, ligde liderliğini sürdürür. Ligin bitimine 5 hafta kala 19 Ocak 1941 Pazar günü rakip Süleymaniye takımıyla sezonun bütün maçlarında olduğu gibi, Beşiktaş yine muhteşem bir oyun ortaya koyar. Maçın ikinci yarısının ortalarında Beşiktaş farklı önde olmasına rağmen rakip kaleye sürekli hücumlar gerçekleştirir. İşte o sıralarda Beşiktaş’ın tribününden bir ses yükselir: “Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar”… Şeref Stadı’nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazeteciler, çınlayan sesle donup kalırlar. Son derece isabetli bir benzetmedir o anda yapılan. O sezon rakiplerini ezip geçen Beşiktaşlı futbolcuları “Kara Kartal”a benzeten sesin sahibi Mehmet Galin isimli bir balıkçıdır. Bu benzetme takıma öylesine yakışmıştır ki bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü “Kara Kartallar” olur.

16. İnönü Stadı

Adını 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’den alan, mimari planları Mimar Vietti Violi, Mimar Şinasi Şahingiray ve Mimar Fazıl Aysu tarafından hazırlanmış olan İnönü Stadı 19 Mayıs 1947 yılında açılır. Tam 65 yıl taraftarlarına ve takımına hizmet eden yorgun İnönü BJK Stadı, yerini yeni stadyuma bırakmak üzere 2013 yılının Haziran ayında sevenlerine veda ederek yıkılır.

Yeni stada merhaba

2012-13 sezonunun 33. haftasındaki Gençlerbirliği maçıyla İnönü Stadı’na veda eden Beşiktaş, Fikret Orman başkanlığındaki yönetimin yoğun çalışmaları sonucunda kendi olanaklarıyla Vodafone Arena’ya kavuşur. Beşiktaş Camiasının 1065 gün süren stadyum hasreti, 11 Nisan 2016’da oynanan Beşiktaş-Bursaspor karşılaşmasıyla sona erer.

Çarşı Her Şeye Karşı

Beşiktaş Takımından bahsedip de Çarşı gurubundan bahsetmemek olmaz. Çarşı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü taraftarlarının oluşturduğu bir grubun ismidir. 1982 yılında kurulan Çarşı grubu, diğer taraftarlardan ya da taraftar gruplarından ilginç bir bileşen olmasıyla ayrılmakta, maçlarda takındığı tavırları, açtığı pankartları, dile getirdiği tezahüratları ve sosyal yaklaşımları ile farklı bir taraftar profili çizmektedir.

Atatürk ile İsmet İnönü Arasında Geçen ve İstiklal Savaşı’nın Seyrini Değiştiren İlginç Hikaye

0

Profesör Celal Şengör’ün anlatımıyla tadından yenmeyen hale gelen bu hikaye Mustafa Kemal Paşa’nın savaşı okuma konusunda ne denli usta ve ileri görüşlü olduğunun da bir kanıtı niteliğinde.

İsmet İnönü tarafından yönetilen Eskişehir ve Kütahya muhabereleri kaybedilir. Bunun üzerine Atatürk’e haber verilir.

Atatürk cepheye gider. Karargahta İsmet Paşa’nın morali yıkılmış bir haldedir. Atatürk’ü karşısında görünce “Her şey bitti” der.

Atatürk gülümseyerek bakar ve “Deja kazandın!”der. “Deja” Fransızca “şimdiden” demektir. Atatürk, İnönü’ye “Şimdiden kazandın” der.

İnönü ise şaşırarak bakar. Harp kaybedilmiştir sonuçta. Atatürk “hemen haritaları açın” talimatı verir.

Sonrasında Atatürk İnönü’ye “İsmet, Orduyu Sakarya’nın gerisine çekin” der. Bu ise orduyu 100 km geriye çekmek demektir. İnönü ise şaşırarak sorar “Aradaki halkı kime bırakacağız?”.

Atatürk bunun üstüne “Peki İsmet n’apalım?” diye sorar ve ekler “Bak İsmet kafanı kullan. Ben 100 km kendi vatanımın içine çekiliyorum. Yunanlılar 100 km peşimizden gelecek…”

“Nereye gelecek peki? Halkımızın içinden geçerek gelecek. Moralleri bozulacak, ikmal yolları uzayacak. Bizim memlekette yol mu var? Yunanlılar neyle nakledecek silahlarını?.”

“Bırak gelsinler İsmet, ben onları vatanın harib-i İsmet’inde boğacağım…”

Düşman bunun üzerine Sakarya’ya kadar ilerler. Sakarya Meydan Muharebesi başladıktan sonra cepheden haberler gelmeye başlar.

Çaltepe düşerse harbin kaybedileceğine inanan Türk komutanlar Çaltepe de düşünce iyice umutsuzluğa kapılırlar.

Atatürk hemen bir karar çıkartır. Bu karara göre her birlik müdafaasını tekrar kurabildiği yere kadar geri çekilecek ve orada müdafaaya devam edecektir.

Yunanlılara cephelerin yarıldığına dair haberler gitmektedir. Türkler’in geri çekileceğini düşünen Yunanlılar 22 gün boyunca dönüşümlü olarak müdafaaya devam eden Türk Ordusunun geriye çekilmediğini gördükçe iyice şaşkınlığa uğrar.

Sonunda Atatürk kaburgaları kırık bir şekilde yatarken bir binbaşı son istihbarat raporlarını getirir. Raporu yorumlayan binbaşı “Yunanlılar birlik getiriyorlar. Savaşı kaybediyoruz.” der.

Atatürk raporu binbaşıya bir daha okutur ve yattığı yerden binbaşıya seslenir. “Şimdi bak İsmet Paşa orada uyuyor. Uyandır ve zaferini tebrik et.” der…

İnönü ve Fevzi Paşa bu rapor karşısında umutsuzluğa kapılmıştır. Lakin Atatürk “Bir yanlış anlaşılma var.” der “Yunanlılar birlik getirmiyor, birlik kaydırıyor. Geri çekiliyorlar…”

Bunu söyleyebilmek içinse tüm cephenin birlik birlik biliniyor olması lazım. Her Yunan birliği nerede mevzilenmiş, ezberde olması gerekmektedir. Raporu yazan binbaşı bile bunu yorumlayamaz. Binbaşı okudukça Atatürk’ün kafasındaki harita değişir ve geri çekildiklerini anlar.

Bunun üzerine Atatürk herkesi şaşkınlığa uğratacak ve savaşın seyrini değiştirecek o cümleyi kurar. ” İsmet, yarın taarruza kalkıyoruz.”

İsmet İnönü ise sorar “Neyle saldıracağız? Subayların 3’te 2’si şehit, askerin %46’sı kaçtı. Neyle saldıracağız?

Atatürk ise sakinliğini koruyarak son sözünü söyler. “İsmet savaş burada kazanılır (kafasını göstererek), Yunanlılar burada kaybetti. Yarın vuruyoruz.” der ve savaş kazanılır…

Kaynak – 1

19 Mayıs 1919’da Başlayan Milli Mücadele Günlerinden Anılar ve Mustafa Kemal Atatürk

0

Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadeleyi başlatmak için Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919 tarihi, O’nun aynı zamanda ”Doğum günüm” dediği gündür. Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bu büyük günü Atatürk, Türk Milleti için bir dönüm noktası ve Millî Mücadele’nin başlangıcı olarak kabul ettiğinden, çok güvendiği ve inandığı gençliğine armağan etmiştir.

Biz de Atatürk’ü Anma- Gençlik ve Spor Bayramı’nı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a gidişi ve orada geçirdiği günlerle ilgili anılarla bir kez daha hatırlayıp anlamlandırmak istedik. Bayramımız kutlu olsun…

1Geldikleri gibi giderler


Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasının ardından, düşman filolarının İstanbul sularına gelip karaya asker çıkardıkları gün olan 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, öğleden sonra saat 3’e doğru küçük Kartal İstimbotuyla dev boyutlu düşman zırhlılarının arasından Sirkeci’ye geçerken güvertede bir sigara yakar, sigarasında birkaç nefes alır ve bakışlarını boğazı kaplayan çelik yığınlarının üzerinden ufka doğru çevirerek, hemen yanındaki Cevat Abbas Bey’in duyacağı şekilde, kendinden emin, “Endişelenme! Geldikleri gibi giderler!” der. İşte bu tarihten, 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilip Samsun’a doğru yola çıktığı 16 Mayıs 1919 gününe kadar geçen zamanı Mustafa Kemel, kurtuluşun yollarını düşünmek ve araştırmakla geçirir. O günlerde Kars ve Ardahan Ermeniler tarafından işgal edilir, Ege ve Akdeniz kıyılarına düşman yerleşir, nihayet 15 Mayıs’ta da İzmir Yunan askerlerince işgal edilir.

2Hiçbir sıfat ve yetki sahibi olmaksızın Anadolu’ya geçmek


Mustafa Kemal bir yandan vatanın kurtuluşu için sürekli Anadolu’ya geçme hayalleri kurarken, bir yandan da İstanbul’daki temaslarını sürdürür. O günlerde Şişli’deki evinde görüştüğü Albay İsmet Bey’e; “Orada ulusu uyandırarak, kurtuluş çarelerini aramak için en uygun mıntıka ve beni bu mıntıkaya götürecek en kolay yol neresi olabilir?” diye sorar. Harbiye Nezareti’nde görevli olan İsmet Bey’den, ”Yollar çok, mıntıkalar çok” karşılığını alır.

3Mustafa Kemal’i İstanbul’dan göndererek ondan kurtulmak


Büyük Önder’in söylemiyle; kendisini ”İstanbul’dan göndermekle ağır bir yükten kurtulacağını” sanan İstanbul Hükümetinin aradığı makul sebep, çok geçmeden, işgal kuvvetleri subaylarının raporlarıyla dolu bir dosya olarak önlerine gelir. O günlerde Karadeniz kıyılarında, Rum köylerine saldırılar yapıldığını iddia eden işgal kuvvetleri komutanları, 1919 Nisan’ında hükümete bir nota vererek, saldırıların önlenmesini, aksi halde bölgenin işgal edileceğini duyurur. Hükümet nota karşısında telaşa düşerken, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hesaplı hazırlıkları, O’nun bölgeye 9. Ordu Müfettişi olarak bizzat padişah ve Ferit Paşa tarafından görevlendirilmesini sağlar.

4Evet, bir şey yapacağım, bu maddeler olsa da olmasa da yapacağım


Harbiye Nazırı Şakir Paşa’dan yeni görevine ilişkin tebligatı alan Mustafa Kemal, görev biçimini de Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa ile birlikte düzenler. Aynı zamanda dostu olan Kazım Paşa’dan ”Samsun’dan başlayarak, bütün şark vilayetlerindeki kuvvetlerin kumandanı ve bu kuvvetlerin bulunduğu vilayetlerin valilerine ve bölgeyle herhangi bir temasta bulunan askeri ve idari makamlara emir verebilme yetkisini” eklemesini isteyen Mustafa Kemal, ”Bir şey mi yapacaksın?” diye soran Kazım Paşa’ya, ”Evet, bir şey yapacağım. Bu maddeler olsa da olmasa da yapacağım” karşılığını verir. Kazım Paşa gülerek; ”Vazifemizdir, çalışacağız” der.

5Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim


Her şeyden ümidin kesildiği ve ”ne surette olursa olsun Anadolu’ya geçme” kararına vardığı o günlerde, koruyucu ve geniş bir yetkiyle önüne Anadolu’nun yolları açılan Mustafa Kemal, o anki heyecanını sonraları şu kelimelerle anlatır: ”Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duyduğumu tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir alem vardı. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.”

6Paşa, devleti kurtarabilirsin


Vedalaşmak için gittiği Yıldız Sarayı’nda Padişah, Mustafa Kemal’e elindeki tarih kitabını göstererek, ”Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete birçok hizmetler ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Bunları unutma. Asıl şimdi yapacağın hizmet, hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin” der.

7Hayır, dönmeyeceğiz çocuk


Şişli’deki evinde son gecesini annesi ve kız kardeşiyle geçiren Mustafa Kemal’e Samsun yoluna çıkmadan önce yaveri şöyle der: “Zat-ı devletlerinizin yaverleri olarak refakatinize memur edilmem sebebiyle bahtiyarım Paşa Hazretleri!” Paşa hafifçe gülerek; “Hadi, hazırlığa başla, birkaç güne kadar yola çıkıyoruz” der. “Çok kalacak mısınız Paşam, yoksa teftişi müteakip dönecek misiniz?” diye soran yaverine paşanın cevabı şöyle olur: “Hayır, dönmeyeceğiz çocuk! Validene ve kardeşlerine veda et. Dönmeyeceğiz!”

8Derhal ve bütün hızınla denize açıl


Mustafa Kemal 16 Mayıs 1919 günü, 19 kişiyle denize açılır. Deniz fırtınalı, makinaları eski olan Bandırma Vapurunun pusulası bozuktur. Karadeniz’e ilk kez açılan Kaptan İsmail Hakkı Dursun ise bu suları tanımıyordur. Vapurun hareketinden önce Rauf Bey, Mustafa Kemal’e yola çıkmamasını, işgal kuvvetlerine mensup bir torpido tarafından takip edilip çevrileceği haberini verir. Ama O’nun kaptana emri, ”Derhal ve bütün sür’atinle denize açıl” olur. Son sürati ancak 7 mil olan Bandırma Vapuru, yola çıktığında denizdeki fırtına, Mustafa Kemal hariç herkesi hasta eder. Fırtınalı denizde, uykusuz geceler sonunda İnebolu geçilir ve Sinop Limanı’na varılır.

9Ne yol var ne vasıta


Olumsuz hava koşulları nedeniyle Sinop’tan Samsun’a kara yoluyla gitmenin çareleri araştırılır, ancak alınan yanıt, ”Ne yol var ne vasıta” olunca, Mustafa Kemal arkadaşlarına; ”Çocuklar, bir gecelik daha tehlike var. Onu da atlatabiliriz” der ve vapurla yola devam edilir. Ertesi gün 19 Mayıs 1919’da şafak sökerken, Bandırma Vapuru direğine ordu komutanlığı forsu çekilmiş olarak Samsun Limanı’na girer.

10Ya ölürüz ya vatan kurtulur


19 Mayıs 1919′da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal, bir süre çalıştıktan sonra kentin postanesine gider. Görevli bulunan posta memuru o günü söyle anlatır: “Hava yağmurlu ve elektrikliydi. O zamanlar paratoner sistemi olmadığı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi, bir haber verdi. Mustafa Kemal Paşa geliyor. O sırada, Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım, “Buyurun paşam” dedim. Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor dedi. “Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!” dememe karşılık, “Bu vatanın kurtuluşu ile ilgilidir, muhakkak görüşeceğim… ya ölürüz ya vatan kurtulur.” dedi.

11O gerçek bir vatanseverdi


Ceketinin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı. “Sen ölürsen ben de ölürüm.” dedi. Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi. Paşa şifreli bir not verdi, yazdım. Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı. Bir kâğıda çabucak şifreli bir şeyler yazdı. Havza’ya iletmemi söyledi. Amasya ile de istediği konuşmayı yaptı, sonra; “Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu.” dedi ve maiyetiyle gitti. Birden aptallaşmıştım. Oturduğum yerden kalkamadım. Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi. Fes kapmaya, mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı. O gerçek bir vatanseverdi, Atatürk’e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte…

12Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağım. Bizi öldürmek değil, diri diri mezara sokmak istiyorlar


Samsun’a hasta ve bitkin bir halde gelen Mustafa Kemal, en küçük bir zaaf göstermeden bir hafta şehirde kalır, sonra 26 Mayıs’ta Havza’ya geçer, aynı günlerde Damat Ferit İstanbul’da Türkiye’yi büyük devletlerin mandası altına koyma planını ilan ederken O, Havzalılara; “Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağım. Bizi öldürmek değil, diri diri mezara sokmak istiyorlar. Şimdi çukurun kenarındayız. Son bir cüret belki bizi kurtarabilir. Zaten başka türlü de olsa geri dönmek imkanı yoktur!” der.

13Hepsinin ruhları şad olsun…


Büyük Nutku’na Samsun’a çıkışıyla başlayan Mustafa Kemal, milletinin kaderine ve çağın akışına yön verdiği döneme de Samsun’da başlamıştır. 19 Mayıs 1919 günü Anadolu topraklarına ayak basan Mustafa Kemal, milletiyle el ele, gönül gönüle büyük bir mücadele vererek birkaç yıl sora 9 Eylül 1922’de, işgal kuvvetlerini İzmir’de denize dökerek Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır. Başta önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatana hizmet eden, canını ve kanını feda eden tüm vatanseverleri saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Hepsinin ruhları şad olsun…

Kaynak Tıklayınız.  

Yıllardır Unutturulmaya Çalışılan Atatürk’ün Ülkemize Kazandırdığı 8 Devrim

0

Son yıllarda topluca Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun devrimlerine düzenli bir saldırı var. Sanki ülkenin kurucusu olarak değil, ülkeyi kötü bir yönetim şekline götüren bir insan olarak adını geçirmeye çalışıyorlar. Biz de bu listeyi son zamanlarda ısrarla unutturulmaya çalışan, sürekli saldırılara maruz kalan Mustafa Kemal Atatürk’ü birilerine hatırlatmak için yazıyoruz.
Bugün 10 Kasım.. Saygıyla anıyoruz Paşam.

1Cumhuriyet’in ilanı


Son zamanlarda sürekli saldırılan, kaka, öcü ilan edilen en büyük devrimlerinden biri. Osmanlı Devletinin tek başlı yönetim şeklini bitirerek 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyeti ilan etti. Cumhuriyet sayesinde şu an bölük pörçük ilerlese de insanların yöneticilerini kendileri seçtiği bir sistemin içindeyiz. Hatırlatmak istedik.

2Kadınlara seçme seçilme hakkı


21. yüzyılda bu konuyu tartışmaya dahi açmıyoruz. Başlık çok net.

3Laikliğin anayasaya eklenmesi


Şu an içinde yaşadığımız sıkıntıların en büyük sebeplerinden biri belki de laikliğin yeterince sahip çıkılmayıp, uygulanmaması. Laiklik din ve devlet işlerinin ayrılmasından öte bütün toplumun kendi yaşamlarını özgürce yaşamalarına sahip olan bir madde belki de. Atatürk bir sözünde bu konuyla ilgili olarak “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.” demiştir.

4Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi


Eğitim Osmanlı zamanında param parça karmaşık bir hal içerisindeydi. Tek bir eğitim sistemi yoktu. Bu da ülkenin farklı kesiminden insanların farklı eğitim almalarına yol açıyordu. Eğitim ve öğretimin birleştirilmesiyle herkese eşit eğitim alma ihtimali yaratıldı.

5Örnek çiftliklerin kurulması


20. yüzyıla gelindiğinde Anadolu’da çiftçiler hala yüzlerce yıllık eski tarım yöntemlerini kullanmaktaydı. Bu yüzden kaliteli ve bol ürün alınma konusunda ciddi sıkıntılar çekiliyordu. Modern çiftlikler kurularak burada çiftçilere modern tarım yöntemleri öğretilirken tarım makinelerinin nasıl kullanılacağı öğretiliyordu. Atatürk Orman Çiftliği bu çiftliklerin en bilinenlerindendi. Biz oranın da değerini bilemedik.

6Kabotaj Kanunu


Osmanlı Devleti son dönemlerinde bütün limanlarını yabancı devletlere kapitülasyonlar sebebiyle sonuna kadar açmıştı. Kabotaj kanunu sayesinde limanlarımız ülke vatandaşlarına geri kazandırıldı.

7Türk Medeni Kanunu


1926 yılında yürürlüğe giren bu kanun sayesinde ailede kadın erkek eşitliği sağlanırken, evlilikte resmi nikah zorunluluğu ve tek eşliliğe dayalı bir anlayış getirildi. Önceden kadınların miras, boşanma ve tanıklık yapma konusunda hakları bulunmazken bu kanun sayesinde kadınlar ve erkekler hukuken eşit hale getirildi.

8 Millet mekteplerinin açılması


Osmanlı döneminde halkın okuma yazma seviyesi çok düşüktü. 1927 yılındaki istatistiki veriye göre bu oran 10.5’idi. Cumhuriyetten önce bu oranın çok daha düşük olduğu biliniyor. 1928 yılındaki harf devrimi sonrası ülkece bir eğitim seferberliği başlatıldı. Bu sebepten dolayı ülkenin her yerine millet mektepleri açılarak ülkenin okuma yazma oranını arttırmaya çalıştılar. 1935 yılındaki bir istatistikte okuma yazma oranının yüzde 20’ye çıktığı görülüyor. Kısaca millet mektepleri sayesinde 8 yıl gibi kısa bir süre içerisinde nüfusun yüzde 10’una okuma yazma öğretilerek büyük bir başarı sağlanmıştır.

9Bonus


Hayatı hep savaşlar ve siyasi mücadelelerle geçen Atatürk fırsat bulduğu her an kitap okumuştur. Yaşadığı süre boyunca 3977 adet her alandan kitap okumuştur.

Kaynak: 1234

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kullandığı İmzanın Az Bilinen Hikayesi

0

Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı imzanın oldukça hoş bir tasarım hikayesi bulunuyor.

O yıllarda güzel yazı konusunda uzmanlaşan Hagop Vahram Çerçiyan’ın oğlu Dikran Çerçiyan’ın hatıralarından sizler için derledik.

1934 yılında soyadı kanununun çıkarılmasıyla birlikte Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verilir. Bunun üzerine meclisteki vekiller Atatürk’e güzel bir imza numunesi armağan etme kararı alırlar.

Bugünkü adıyla Boğaziçi Üniversitesi olan Robert Kolej’inde uzun yıllar öğretmenlik yapan Hagop Vahram Çerçiyan, 1920’li yıllarda Amerika’daki Palmer Method Okulu’nda güzel yazı konusunda uzmanlaşmıştır.

Zaten o yıllarda meclisteki vekillerin bir kısmı Çerçiyan’ın yetiştirdiği öğrencilerdir.

Bunun üzerine söz konusu karar Atatürk’ün özel kalemi vasıtasıyla Boğaziçi’ndeki Bebek semti Komiserliği tarafından Hagop Vahram Çerçiyan’a ulaştırılır.

Toplamda beş imzadan oluşan numuneler 24 saat içinde hazırlanır. O yıllarda küçük bir çocuk olan Çerçiyan’ın oğlu Dikran Çerçiyan, o geceyi şu sözlerle anlatıyor…

“Saat sabah 8:30 sularıydı. Kapı çalındı annem açtı. Endişeli bir suratla odaya dönüp, ‘Vahram kapıdaki komiser ve bir sivil adam seni görmek istiyor’ dedi. Önce okulda bir hadise olduğunu sandık… Babam hemen masa başına geçti çünkü imza numunelerini hazırlamak için sadece bir günü vardı sabah saat 8:30’da imzaları teslim etmesi gerekiyordu. Bütün gün babamı seyretmekten yorulmuştum. Bir süre sonra uykuya daldım. Sabah uyanıp yanına gittiğimde masasında beş hazır imza numunesi gördüm, istenildiği üzere sabah saat 08:30’da numuneler bir gün önce kapımıza gelen komisere teslim edildi. Babam Atatürk’ü canı gibi severdi ben de öyle ve yaptığı işten dolayı büyük kıvanç duyuyordu.”

Mustafa Kemal Atatürk, hazırlanan numuneler arasından beşinci imzayı seçer.

Ve Hagop Vahram Çerçiyan’ın bir sözü vardır ki akıllardan hiçbir zaman çıkmaz; “Atanın bize yaptıkları karşısında benim yaptığım nedir ki?”

Kaynak: 1, 2

Göz Alıcı Aktris Zsa Zsa Gabor ve Atatürk’e Olan Aşkı

0

Macaristan’dan başlayıp Amerika’ya uzanan 99 yıllık bir yaşam öyküsü; 9 evlilik, 4 çocuk, başarılı bir oyunculuk kariyeri ve unutulmayan bir aşk. Evet bahsettiğimiz kişi Hollywood’un ünlü oyuncusu Zsa Zsa Gabor’dan başkası değil. Peki Türkiye bu güzel aktrisin yaşam öyküsünün neresinde? Atatürk ile nasıl tanıştı, ona nasıl aşık oldu? Zsa Zsa Gabor’u daha yakından tanımak ve bu soruların cevaplarını almak için gelin yazımıza birlikte göz atalım.

11. Asıl adı Ja Ja olan bu güzel kadın, 1917’de Macaristan’da asker bir babanın Tatar kızı olarak dünyaya gelmiş

22. Ünlü bir oyuncu olmadan önce de güzelliğiyle gittiği her yerde hemen fark edilen Gabor, 19 yaşında Macaristan Güzellik Kraliçesi seçilmesiyle de bu güzelliğini tescillemiş

33. O dönemde ülke savaş tehdidi altındaymış ve Gabor’un ailesi, o dönemin önemli siyasetçilerinden olan Türk dostları Burhan Asaf Belge’den kızlarını Türkiye’ye götürmesini rica etmişler

44. 99 yıllık yaşamına pek çok evlilik sığdıran Gabor’un ilk evliliği Burhan Belge ile olmuş

Gabor’un ailesinin ricası üzerine Türkiye’ye getirdiği bu güzel genç kızla dedikoduların önüne geçmek için evlenen Burhan Belge, daha sonra Gabor’un da röportajlarında söyleyeceği gibi çok iyi bir insanmış.

55. 1937 yılında başlayan evlilik başından sonuna bir formalite olarak kalmış

Hatta Burhan Bey Gabor’u okula göndermiş, ona Türkçe öğretmiş, problemli olan dişlerini dahi yaptırmış ama evlenen çift 1941 yılında boşanmış.

66. Her şeyin başladığı o meşhur yerse Kerpiç Gazinosu

Bir akşam Atatürk, aralarında kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun da bulunduğu bir grupla Kerpiç Gazinosu’nda eğleniyor ve keyfi de çok yerinde. Derken yan masalarında oturan bir çift yanına geliyor ve tanışma gerçekleşiyor. O gece Atatürk genç ve güzel kadını yanındaki beyefendiden izin isteyerek dansa kaldırıyor ve tekrar oturduklarında çifti birkaç gün sonra saraya davet ediyor. Çift birkaç gün sonra geliyor ve birlikte vakit geçiriyorlar.

77. Gabor zaten kendi röportajında da söylediği üzere ilk görüşte aşık olmuş

Daha sonra ise Gabor Atatürk’ü ziyarete yalnız geliyor. Hatta o gün Atatürk’ün birkaç arkadaşı da orada. Akşam yemeğini beraber yiyorlar. Ortam epey eğlenceli. Herkes bir süre sonra gidiyor fakat Gabor ve Atatürk geç saatlere kadar sohbet ediyorlar.Atatürk de genç ve güzel kızdan söylenene göre epey etkileniyor. Yaklaşık 6 ay boyunca da haftada en az bir kez görüşüyorlarmış.

88. Atatürk’ün ölümünden sonra ülkeyi terk ediyor

Atatürk 1938’de vefat ettiğinde ise Gabor, zaman geçtikçe Türkiye’de kalmaya dayanamayacağını anlayarak 1941’de Burhan Belge’den boşanmış ve ülkeyi terk etmiş.

99. Hiç unutamamış

Gabor yıllar sonra yazdığı kitapta Atatürk’e olan aşkını anlatırken yaptığı her evlilikte onu aradığını ve onu hiç unutamadığını itiraf ediyor. Hatta 3. eşi Conrad Hilton’a baskı yaparak İstanbul’da Hilton Oteli’ni açmasını sağlamasının altında da bu unutamadığı aşkın yattığı söyleniyor.